30 Kasım 2008 18:51 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
tanzimat’ta oyunlar türler
,
tanzimat’ta seyirci ve tiyatro anlayışı
,
tanzimat’ta tiyatro toplulukları
1.Tanzimat’ta Seyirci ve Tiyatro Anlayışı
Herşey sıfırdan başlamıştı .Oyuncusu, yöneticisi, oyun yazarı nasıl yeni bir pencereyi aralıyorsa ,seyircide onlarla birlikte bu yeni yaşantıyla tanışmak,onu sevmek bir başlangıç yapmak zorundaydı. Bunun ne bilinmedik bir dünya olduğunu, Sefaretnamelerdeki gördükleri tiyatroları ve temsilleri anlatırken Türk elçilik ilişkilerinin çocuksu tanıklamalarından anlayabiliriz, Karagöz, Meddah, oyunu ile koşullanmış Türk seyircisinin, bu yepyeni seyir türünü birden anlayıp değerlendirmesi beklenemezdi.
İlk tiyatrolar ve tiyatro gösterimleri asıl Türklerin yoğun oldukları İstanbul yakasında değil de Beyoğlu’nda başladı. Çoğulukla yabancı dilden olduğu, üstelik yolların ve taşıtların gelişmemişliği, bundan başka güvenlik bakımından da gece sokağa çıkmak tehlikeli olduğu düşünülünce, ancak çok yürekli kimseler bu serüveni göze alabiliyordu.
Beyoğlu bu yıllarda çok karışık ve tehlikeliydi. Kumar yerlerinden çıkan kimseler aynı saatlerde tiyatrodan çıkan halka saldırıyor, parasını çalıyor, bıçaklama gibi çeşitli polis olayları oluyordu. Bununla birlikte Türklerin genede bu gösterilere gitmiş olduğunu Beyoğlu’nun kuzeyinde (Taksim yöresi olacak ) yapılan iki anfiteatra’in seyircilerine ilişkin bilgilerden öğreniyoruz .
İstanbul’un Türk kesimi yakasına tiyatro yapılması oldukca eskidir. Ancak burada tiyatro gösterilmesi daha sonradır. Bununmla birlikte Gedikpaşa’daki Osmanlı tiyatrosunun temsillere başlaması Güllü Agop’tan öncedir.İşte bu tiyatronun bir duyurusu Halkı Beyoğlu’na gitmekten,otel, lokanta güçlüklerinden kurtaracağını belirtiyor. Güllü Agop yönetiminde gösterimler İstanbul yakasında kalıcı ve sürekli olarak başlayınca bu kez Beyoğlu yakasında bulunanların buraya gitmesi güçleşti. Bununla birlikte Ahmet Vefik Paşa’nın Bir Yabancı Dostu yazısında Beyoğlu’nun tiyatro meraklılarının geceleyin uzun yolu göze alarak Gedik Paşa tiyatrosuna sık sık gittiklerini yazıyor. Ayrıca İstanbul yakasının Türk tiyatro toplulukları Beyoğlu ve İstanbul’un başka yörelerinde de gösterimler veriyorlardı.
Tiyatroların içinde çeşitli nedenlerle kavgalar, gürültüler eksik olmuyordu. Kimi kez sahnedeki dinsel bir durum üzerine gürültü çıkıyordu.Ya da arkadaki seyircilerin görünüşe engel olan kadınların şapkaları yüzünden bir tartışma çıkmış, polis işe karışmış, gürültü edenleri zorla çıkartmak istemiş, gösterim durmuş tiyatro da geçici olarak kapatılmıştır. Hükümet bu çeşit olayları önlemek için ya tiyatroyu kapatıyor, ya da arada bir yönetmelik çıkarıyordu.Nitekim gene Naum Tiyatrosundaki olaylar için böyle bir yönetmeliğin çıkarılacağını gazeteden öğreniyoruz.
Seyircinin bir düzene girmesi için kamu çevreleri büyük çaba gösteriyordu.1859’da eski Gedikpaşa Tiyatrosunun yerine, Tatlıkuyu yakınlarında kurulan tiyatro için Meclis-i Vala-i Ahkam-ı Adliye beş bölümlük, 31 ve bir ek mad****k bir tüzük hazırlanmıştır. İşte bu tüzüğün IV.bölümü ve 25,26,27ve 28 maddeleri seyirciyle ilgilidir. Bunlara göre seyirciler salona silah deynek şemsiye ve sarhoş olarak giremiyecekler, seyirciler sigara içmeye ayrılmış yerlerin dışında sigara içmeyecekler, tiyatroya küçük çocuk getirenler çocukların aykırı davranışlarından sorumlu tutulacaklar, ıslık çalmak, bağırıp gürültü etmek, düzen bağına ve görgüye aykırı davranışlarda bulunanlarla, oyuncuların gerektiği gibi oynamasına engel olanlar tiyatrodan atılacaklar, aynı şeyleri yaparlarsa kolluk kuvveti gönderilecek. Perde aralarında ve tiyatronun çıkışında, localara giren yollarda, geçitlerde eğlenmek de yasaklar arasındadır.Bunları yürütecek sorumluların kimler olduğu ve nasıl çalışacakları gösterilmektedir. Kimi durumlarda halkı tiyatroya alıştırmak, tepkilerini doğru yöne çevirmek, tiyatro görgüsü kazandırmak için çabalar olmuştur. Ahmet Vefik Paşa, Bursa Valiliği sırasında kurduğu tiyatroda seyirciye bunları öğretmek için büyük çaba göstermişti.
Ahmet Vefik Paşa Bursa Valiliğinden azli ,gazetelerde yeralmıştı.Bu haberlere göre, Paşaya yönetilen suçlamalar arasında, halkı zorla tiyatroya gönderdiği, kendisi el çırptığında halkın da alkışlamasına izin verdiği, kendisi alkışlamamış da halktan biri oyunu veya sanatçıyı alkışlamışsa Paşanın o kişiyi uluorta azarladığı yer alıyordu.Ahmet Vefik paşa böyle zorlu davranışlarının yanı sıra, aslında sanat bakımından halkı iyiye, güzele alıştırıyordu. Nitekim Bursa’daki bu tiyatro çalışmalarında önemli payı olan Ahmet Fehim Efendi, anılarında, paşanın Moliére gibi önemli yazarların değerli eserlerine sürekli yer verdiğini, Bursa halkının bunları başta yadırgadığını, Paşa Bursa’dan ayrılınca topluluğun melodramlar, hafif eserler oynadıklarını, ama sonraları halkın yanlız Paşanın çevirdiği değeri olan eserleri sevdiğini anlatıyor.
İlk başlarda tiyatrolar da seyircilik kurallarını öğretmek için el ilanları ile uyarılarılarda bulunuyorlardı. Yerlerin numaralı olduğu, başka yerlere oturulmaması, perde aralarında yemek içmek için gidilecek yerler görgü kuralları, salonda sigara içilmeyeceği, gürültü edilmeyeceği gibi konularda bilgi verilmektedir. Ayrıca, abone yöntemi, hizmetçilerin, uşakların efendilerini nerede bekliyecekleri tütün içilmemesi gibi konularda bilgi verilmektedir. Tiyatronun seyirciye karşı sorumluluklarını yerine getirmediğini söylerken bunu yanlız sanat açısından düşünmek gerekir.Seyircinin rahatını, güvenliğini sağlamasıda gerekmektedir. Murat Efendi’nin yukarıda verdiğimiz gözlemlere göre Gedikpaşa tiyatrosunun içinin havasız, duman dolu olduğunu söylemiştik. Seyircilere perde aralarında sigara içecekleri, dinlenecekleri yerler sağlanmış mıdır? Arada bir gazetelerde bu konuda duyurulara raslanmaktadır.
Tiyatrolar seyircinin güvenliği bakımındanda kötü koşullardaydı. Çıkış yerlerinin yeterli olmaması, yangın veya her hangi bir olayda halk için tehlikeli durumlar yaratıyordu.
Seyirci ile ilgili bir sorun da kadınlar ve çocuklarla ilgilidir. Kadınlar kaç göç nedeniyle ya kadınlara özgü gösterimlere gidiyorlar, yada tiyatroıdaki kafesli bölmeler varsa buralarda oturuyorladı. Bununla birlikte, kadının nasıl olursa olsun hiç tiyatroya gitmemesi isteniyordu.1859’da İstanbul Tiyatrosu Yönetmeliğine ek 4 Ramazan 1276 tarihli belgede kadınların içeriye alınması yasaklanıyordu.Güllü Agop’un tiyatrosuna1879’da, kadınlar için kafesli localar yapıldığını ancak tiyatronunun yöresinde hoş karşılanmadığını öğreniyoruz
Zaman zaman bu sorunun ortaya çıktığını bir gazeteden öğreniyoruz.Her şeye rağmen gene de el ilanlarından ya kadınlara özgü temsillerin verildiğini, ya da kadınların kendilerine ayrılmış kafesli bölümlerden oyun seyrettiklerini anlıyoruz. Ancak kadın üzerinde bu denli titizlikle dururken çocukların tiyatroya gitmesinde bir sakınca görülmüyordu. Orta oyunu, Karagöz gösterilerinde en açık sahneleri çocuklar seyredebiliyordu.
Seyircinin bu dönemdeki görünümü çizerken bunun yanı sıra tiyatronun nasıl anlaşıldığını da belirmek gerekir. Hele yepyeni bir yaşantıyı tadan bir toplumun tiyatrosu nasıl olmalıydı, işlevi neydi, tiyatrodan ne bekleyebilirdik? İşte dönemin anlayışı üzerine elimizde üç kesin kaynak bulunmaktadır. Önce basılı oyun metinlerinin öz deyiş veya son deyişlerle yazarların tiyatroyu nasıl anlatıklarını belirten düşünceleri. Sonra süreli yayınlarda eleştiri veya tiyatro üzerine yazılan yazılarda da bu yolda birtakım düşüncelere yer verilmektedir.
Tiyatro anlayışında önce tiyatronun gerekliliği üzerinde duruluyordu. Bu gereksinmede, uygar ülkelerin hepsinin gelişmiş tiyatrosu vardır, bizde uygarlık yolunda olduğumuza göre bizim de tiyatromuz olması düşüncesine yer verilmesinde hemen herkes birleşiyordu.
Tiyatronun işlevinin eğlendirmek mi yoksa, eğitmek, yararlılık mı olduğu kökeni çok eskilere giden bir tartışmadır.Yanlızca bir eğlence olduğunu bu dönemde kimse ileri sürmemiştir. Eğlence ve yarar işlevini birleşiren, bu konuda en doyurucu yazıları yazmış olan Namık Kemal’dir. Diyojen’de imzasız beş yazısı, Hadika’da bir, İbret’te bir, Şark’ta bir ve ayrıca ünlü Celal Mukaddemesi’nde ve başkaca yazı ve mektuplarında hep bu görüşleri yükümlü olarak savunmuştur.
Bu dönemin yazarları, Fransa’da 18. yy Mercier ve Diderot ‘nun kuramlarıyla ortaya çıkan ve Roussau’nun karşı olduğu tiyatronun varlık gerekçesinin ahlaksal ve siyasal yararı olması görüşünü benimsemişlerdir. İlerde göreceğimiz gibi bu görüşlerin sonucu olarak çıkan dram türü de bu görüşe uygun olduğu için benimsenmişti.Yazarlar belki bu kuramları eserlerinde tam uygulayamamışlardır, ama hiç değilse oyunlarının başındaki öndeyişte bu görüşlere yer vererek oyunlarına bir çeşit dokunulmazlık sağlıyorlardı. Öyle ki İstibdat’ın en baskılı yıllarında bile Mınakyan’ın Osmanlı Dram Kumpanyası’nı oynadığı melodramlara dokunulmamış, melodramın başlıca niteliği olan iyilerin iyiliklerinin karşılığını görmesi, kötülerin cezalandırılması bir öğrenek değerinde olarak bu oyunları kurtarmıştır.Sık sık söylenen “tashih-i ahlak”, “mekteb-i irfan”, “mesire-i edeb” nitelemeleri iyice yerleşmiştir.
Oyun konuları ve türlere göre incelemede daha iyi ortaya çıkacak bu sorunların yanısıra , salt tiyatronun benimsenmesini bir uygarlık adımı olduğu, belli bir uygarlık düzeyine erişmek için zorunluğu, ayrıca halkı eğitmekte güçlü bir araç olduğu düşüncesi savunuluyordu.
2.Tanzimat’ta Oyunculuk ve Tiyatro Sanatı
Tiyatronun bir temel öğesi seyirci ise, öteki de oyuncudur. Bu ikisi olmadan tiyatronun varlığından sözaçmak olanağı yoktur.Türkiye’de yeni başlayan Batı tiyatrosu için her şeyden önce oyuncu bulmak güçtü . Türkiye’deki Ermeni azınlığı bu işe önce başlamıştı. Seyirci çekmek için giderek Türkçe de oynamaya başladılar. Ancak, yetişkin Türkçeyi iyi konuşan, profesyonel etkinlikte oyuncu bulmak sıkıntısı dönem boyunca çekildi. Özellikle Müslüman oyuncu gerekliydi.Burada Müslüman kadın oyuncu zaten sözkonusu değildir. Öte yandan Türkler’de eskiye uzanan bir oyunculuk geleneği vardı. Ortaoyunu sanatçıları oyunculuk sanatı bakımından çok yetkindiler. İlk Ulusal Tiyatromuz sayılacak Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosu özellikle Türk oyuncularına ve Türk yazarların kapılarını açmaya önem verdi. Nitekim tiyatronun daha ilk yıllarında duyuru ve çağrıları etkisini gösterdi.
Güllü Agop’un parmak bastığı sorunlar arasında en önemlisi dil sorunuydu. Oyuncuların çoğunluğu Ermeni, bunların Türkçesi de bozuk olduğundan, tiyatromuzun bu dönemde en çok üzerinde durulan konusu buydu. Özellikle Ermeni oyuncuların metates ve çeşitli telaffuz bozukluklarından örnekler veriliyordu. Örneğin “maşrapa” yerine “marşapa”, “bayram” yerine “baryam”, “ense” yerine “ekse”, “çıplak” yerine “çılbak” ve “evet efendim” yerine “he efendim” denmesi üzerinde duruluyor, bunun yardımla düzeltilmesi için uyarılarda bulunuluyordu. Aynı dergi gene Osmanlı Tiyatrosu‘nda “gayret “yerine “garyet” dendiğini, bu gibi örneklerle bu tiyatroya Osmanlılıkla ilgili hiçbir şeyin olmaması bakımından Osmanlı Tiyatrosu denemiyeceğini söylüyor. Suçu yalnız Ermani sanatçılara yüklemek yanlıştı, oyun yazarlarının ağır, kitapça üsluplu dili ve Müslüman oyuncuların da yanlış Türkçeleri Diyojen’in 161. sayısında suçlanıyor.
Telaffuz konusunda önemli bir adım Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosu‘nda atıldı. 1873 yılında bir gazetede Gedikpaşa Tiyatrosunun yeniden örgütleneceğini, Raşit Paşa (Suriye Valisi), Kemal Bey (Namık Kemal), Halet Bey, Ali Bey, Nuri Bey ve Güllü Agop’tan oluşan bir kurulun çalışmalarına başladığını duyuruyor. Bunlardan Namık Kemal, Ali Bey bu dönemin önemli oyun yazarlarıdır. Nuri Bey’in bir denemesi vardı. Halet Bey, kimi oyunların çevrilmesine yardım etmişti. Kurul başkanlığına, Vezirlik ve Bayındırlık Bakanlığı yapmış Reşit Paşa seçilmiştir.
Bursa’da Ahmet Vefik Paşa’nın desteğiyle kurulan tiyatroda da böyle bir kurul vardır. Tiyatro Muhibbi Encümeni adını taşıyan bir kurulda Fransız konsolosu, Fransız konsolosluğu çevirmeni, Avusturya-Macar konsolosu, aşar nazırı Vizental, eşraftan (sonra paşa) Rasim Bey, Şakir Efendi, ilerde göreceğimiz gibi bu dönemin en önemli tiyatro yazarlarından Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi’dir.
Oyuncuların tiyatro yönetimiyle ilişkileri, aldıkları para da sözleşme ve yönetmelikle düzenleniyordu. Bununla birlikte, oyuncuların inançları, önyargıları kimi kez tiyatronun ana kurallarını hiçe sayarcasınaydı.Örneğin Schiller’in Haydutlar’ı Osmanlı Topluluğunca oynandığında, müslüman oyunculardan Ahmet Necip ile Hüsnü Efendi oyunun Bohemya ormanlarında geçen 2. perdesinde giyimlerinden, sarıklarından vazgeçmemişler, sahneye öyle çıkmışlardı. Bunun gibi Hasan Bedrettin’in Iskat’i Cenin adlı oyunu oynanmak istendiğinde kadın oyunculara çocuk düşürmek konusunu ele almak zor geldiği için oynanamamıştır. Bu ilişkileri düzenlemek için zaman zaman birtakım girişimler olmuştur.
Oyunculukla ilgili önemli bir konu da yetişme olanağı yoktu. Sarayda Muzıka-yi Hümayun bir çeşit okul gibiydi. Burada müzik yanında tiyatro eğitimi de yapılıyordu. Ancak sarayın dışında oyuncular usta – çırak ilişkisi içinde yetişiyorlardı. İlk Ermeni oyuncuların yetişmesinde, öğrenimlerini İtalya’da ve Avrupa’nın başka yerlerinde yapmış Ermenilerin büyük yararı olmuştu.
Yetiştirmede Nestor Noci gibi, Türkiye’de kalan başka yabancıların da büyük katkısı olmuştu, Eti, Eugene Meynadier,hem orkestra yönetmeni hem sahneyekor Solie,dekor sanatçıları Merlo ve Fornari gibi. Müzikli oyunlar sahneye koyan yerli topluluklarda orkestra yönetmenleri de hep yabancılardandı. Bu yabancıların çoğu dışardan bir toplulukla gelmişler, sonra Türkiye’de kalmışlardır. Yerli sanatçıların yetişmesinde, görgü-bilgi kazanmalarında, Türkiye’ye sık sık gelen ve sayıca bol yabancı toplulukların da büyük yardımı oluyordu. Özellikle İtalyan, Fransız, Alman oyuncuları seyretmek, Batı sahnesi üzerine yerli sanatçılara çok şey kazandırıyordu. Bu arada bu dönemde Avrupa sahnelerinin kalburüstü santçıları da gelmişti.
Bu dönemin bellibaşlı oyuncuları arasında Müslüman oyuncuları görelim. Müslüman oyuncuların sahneye çıkması 1847’lerde saray çevresinde olmuştu. Abdülhamit çağında sarayda tiyatronun yönetmeni esvapçıbaşı İlyas Beydi. Ayrıca Müzika-yi Hümayun konutanı Neşet Bey ve Müzika-yi öğretmeni Mehmet Zati (Arca) da çalışmaları yönetiyordu. Oyuncular arasında Kolağası Halil Bey, Vasıf Bey, Garip İhsan Bey, Halim Bey, Nazif, Fuat, Hilmi, Ali İlyas, İsmet Halil, Hakkı, Çerkes Vehbi, Salih, Ömer ve başkaları bulunuyordu. Türk tiyatrosunın II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin başlangıç yıllarında en önemli sahne sanatçılarımızdan biri olan Naşit de burada yetişmişti.
Batılı anlamda ilk Müslüman profesyonel tiyatro oyuncusu Ahmet Necip Efendi(?-1898) Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosunda oynamştır. Ahmet Fehim, ilk Müslüman oyuncunun kendisi olduğunu, sonra Nuri’nin geldiğini, ama onun gözüpek olmadığı için çabuk çekildiğini söyluyor.
Ahmet Necip’in ilk Türk profesyonel oyuncusu olarak benimsenmesine karşın Ahmet Fehim (1857-1930)’in oyuncu, yönetici, yetiştirici, sahnekor ve dekorcu olarak ilk Türk Tiyatro adamı olduğunu ileri sürebiliriz.
Adlarına rastladığımız öteki Müslüman oyuncular şunlardı: Hüsnü (Ethem), İsmail Hakkı, Mehmet Edip, Selim, Mehmet Vamık, Mustafa Fazıl, İbraim Efendi, Murat Efendi , M.Arif Efendi. Ortaoyunculuğundan gelip bu dönemin tiyatrosunda önemli yerleri olanların başında Hamdi (Kavuklu) Efendi, Küçük İsmail Efendi, İsmail Hakkı Efendi (Büyük İsmail Abdürrezzak), dönem sonlarına doğru Kel Hasan, Ahmet Hulusi, Kemal Efendi, İsmet Fahri, Hakkı Necip vb.
Belli başlı Eremeni oyuncularına gelince, bunlardan kadınlar arasında şu adları sayabiliriz: Yeranuhi Karakaşyan, Vergine Karakaşyan, Aznif Hratca ve Mari Nıvart vb.Erkekler arasında ise ;Bedos Atamyan, Davit Triyans, Karakin Riştuni ve Manuk Sisak vb.
Bu dönemin sahne düzeni bilgilerimiz pek azdır. Önce gösterimlerin fotoğrafları pek azdır, sonra gösterimler eleştirilerinde bu konulara çok az değinildiği için sahne düzeni, dekorlar ve giysiler üzerine yeterli bilgi edinemiyoruz.Yabancı tiyatro topluluklarının gösterimleri sahne düzeni ve tekniği üzerinde yerli topluluklara yol gösterici oluyordu. Ayrıca bu toplulukların sahneyekor için çalışıyorlardı. Noci, Asti, Meynadier Soulie , George Gonnet-Lévy gibi sahneyekorlar. Fornari, Merlo gibi dekorcuların yerli topluluklara çok yardımları olmuştu. Ancak, bu tarihte Avrupa tiyatrosunda bile sahneyekorluk çağcıl anlamda gelişmiş değildi. Dilimize giren rejisör sözcüğü aslında Fransızca’dan girmekle birlikte, bu sözcüğün Fransızca’da anlamı sahne yönetmeni anlamındaydı.
Hemen her tiyatronun demirbaş dekorları vardı. Gelen topluluk bu dekorları oyuna uygun bir biçimde kullanırdı. Ahmet Fehim, Gedikpaşa’da sahnenin sofitasına çekilmiş böyle 95 perde olduğunu, bunların mağra, salon, divanhane, hapishane, mezarlık, meydan cadde, kilise, yoksul odası, zengin odası, kitaplık, deniz, orman ve bahçe gibi kullanıldığını söyler. Çoğunlukla bunları Naum’un dekorcusu Merlo yapmıştı. Henüz kapalı dekor (decor frmé Yahut box set) kullanılmıyordu. Ahmet Fehim bunun ilk Bursa Tiyatro’sunda Moliére’in Okumuş Kadınlar’ı için kurulduğnu (Ahmet Fehim’in ile Triyants yapmışlar) belirtiyor.Ancak sonra bunların güzellerini Şişeciyan gerçekleştirmiştir.
3.Tanzimat’ta Tiyatro Toplulukları
Bu dönemin tiyatro topluluklarına ayırdığımız bu bölümde konunun ağırlığı 1870’te on yıllık bir tekel almış Osmanlı Tiyatrosundadır. Ancak daha Ermenice oynamakla birlikte Türkçe de gösteriler vermiş olan daha önceki topluluklardan da söz açmak gerekmektedir. Ayrıca Osmanlı Tiyatrosu yöneticileri ve sanatçıları bu dönemlerde yetişmişlerdir.Tam bir tiyatro topluluğu olmayıp cambazlık, Ortaoyunu benzeri gösteriler yapan ilk profesyonel topluluklardan Ohannes Kasparanyan’ın kurduğu topluluktan sözaçmak zorunlu olmuştur. 1846 yılında Beyoğlu’nda komiser Muhsin Beyin yüreklendirmesiyle toprak satın alındı, ve tahtadan Avrupa biçimi bir oyun yeri kuruldu, aynı yılın Mayıs ayında gösteriler başladı. Daha çok sirk, kaba güldürüler, Ortaoyunu ve benzeri gösterilerdi. Giderek Dram da oynanmaya başlamıştı.
Topluluğun çalışmaları 1866 yılına dek sürdü; Kasparanyan’da 1867’de öldü. Aramayan topluluğu tiyatro binaları kurması, ilk profesyonel topluluk olması, ayrıca Türk geleneksel tiyatrosuna yakın bir üslupta oyunlar vermesi ve Gedikpaşa Tiyatrosunun tiyatro temsilleri için kullanılmasında önemli bir adım atması bakımından ilginç ve anılmaya değer bir topluluktur.
Kasparanyan topluluğunun Türkçe gösterimler verip vermediğini bilmiyoruz. Bunun için Sırapyan Hekimyan’ı beklemek gerekir. Öğrenimini İtalyan okulunda ve Venedik’te tamamlayan Hekimyan 1857’de yazdığı oyunları bir kitapta topladı.1856’da daha sonra tiyatroculukta önemli kişiler olan sanatçılardan bir topluluk kurdu. Önce İtalyanca ve Türkçe gösterimler verdi. Halka verdiği bu gösterimleri sonra sarayda da sundu.
Vaspuragen topluluğunun İzmir’deki çalışmaları sürerken İstanbul’da tiyatro etkinliği sönüktü. Bedros Magakyan yeni bir topluluk kurdu. Magakyan’ın türkçe oyunlarıda olduğunu biliyoruz. Öte yandan, Ortaköy-Hasanköy çalışmaları sürüyordu. Şark Tiyatro’sunun kimi oyunları ortaya geçti. Saray Şark Tiyatrosuna yardım etti. Altunduryan Kardeşler Alkazar binasını yıkıp yeni bir Tiyatro kurdular adı gene Şark Tiyatrosu oldu. 1866-67’de saray çevresi Şark Tiyatrosuna karşıydı. Ulusçu yazar Mikael Nalbantyan’ın ölüm yıldönümünün kutlaması töreninde siyasal bir anlam görülerek Şark Tiyatrosu kapatıldı.
Osmanlı Tiyatrosu topluluğunun başlangıç ve sona erişinin kesinlikle belirtilmesi büyük güçlükler gösterir. Çünkü Asya Kumpanyası çalışırken Osmanlı Tiyatrosu
vardı ve Türkçe oyunlar da oynuyordu. Başlangıç olarak Asya kumpanyası’nın ilk Türkçe gösteri verişini de ortaya koyabiliriz. Ancak burada topluluğun adı Osmanlı Tiyatrosu değildir. Güllü Agop’un başında bulunduğu toplulukla Türkçe gösteri vermesi de bir başlangıç olamaz, çünkü Vaspurungen Tiyatrosu da Türkçe oynamıştı, bunun başında da Güllü Agop vardı. Belki en sağlam tarih Osmanlı tiyatrosu’na asıl gücünü veren 1870 yılında 10 yıllık Türkçe gösteri verme tekelinin tanınışı olabilir. Bunun gibi Osmanlı Tiyatrosu’nun sona eriş tarihi de karmaşıktır bu tarih on yıllık tekelin sona erişi olabilir.
Gedikpaşa Tiyatrosu, önceleri tiyatroya da yer verilien bir cambazhane gibi kurulmuş üste 1859’da hükümet burayı İstanbul tiyatrosu adıyla tanıyarak ,bir de onbeş yıllık tekel vermişti. Bina zaman zaman değişikliğe uğradığı gibi, yöneticileride zaman zaman değişti. Bu tarihlerde Osmanlı Tiyatrosu bir topluluğun değil, bir tiyatronun adıydı . 1866 yılındaki gösterimlerinde Türkçe olup olmadığını bilmiyoruz. Bina yeniden yapıldıktan sonra bu gösterimler sürüp gitti Keork Karabetyan’ın çevirdiği César Borgia’nın Gedikpaşa’daki Osmanlı Tiyatrosu’nda oynayacağı duyrulmştur. Tiyatro-yi Osmani’nin tiyatronun adı olduğunu, oyunu bu tiyatroda Asya kumpanyasının oynayacağını ve Fransızca’dan çevirenin Karabet Papazyan Efendi olduğunu öğreniyoruz. Güllü Agop’un artık Asya Kumpanyası adını bırakıp, Osmanlı Tiyatrosu adını benimsediği duyurulardan anlaşılmaktadır Leyla ile Mecnun’un oynanışıda duyulmuştur.
1870 yılı bu dönem için önemli bir yıldır. Tiyatrolara ödenekler verme, ayrıca yüreklendirme, isteklendirmenin yanısıra, dönemin başlarında bir ulusal tiyatro kurulması fikri vardı. Bu fikrin girişimcisi Ali Paşa idi. Darülfünun’dan Ali Suavi Efendi, 28 Aralık 1869’da Sadrazam Ali Paşa adına ve onun verdiği yetki ile birkaç yüksek görevli ile birkaç tanınmış kişiyi çağırıyor. Bunlar arasında Türk, Ermeni, Bulgarlar vardı. Toplantının amacı, birlikte düşünerek, anlaşarak bir tiyatro kurmaktır. Tiyatronun adını “Tiyatro-yi Sultani” olması kararlaştırılıyor. Tasarıya göre bu tiyatroda seçkin ve ahlaka uygun oyunlar ve tregedyalar Türkçe, Rumca, Bulgarca ve Ermenice oynanacaktır. Girişim için Pay senedi çıkaracaklar, ayrıca tiyatroyu kurmak için hükümetten 6.Daire bölgesinden arazi istiyorlar.Ancak, bu girişimden sonuç alınamamıştır bunun yerine Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosu’na on yıllık bir tekel verilmişti.
Osmanlı Tiyatrosu Türkçe oynatma tekeli almakla birlikte Ermenice gösterimler de veriyordu. Basın genellikle bu yıllarda Osmanlı Tiyatrosu’nu destekliyordu. 1872-73 Osmanlı Tiyatrosu’nun parlak yıllarıdır. 1872 yılında Osmanlı Tiyatrosu o zamanlar Nestor Noci’nin yönetimindeki Fransız tiyatrosun’da, Comete Barboloni, Comte de Grimberhe, Ahmet Vefik Paşa ve başka önemli kişilerin koruyuculuğunda gösterimler veriyordu.
Seyircilerin çoğunlukla Harbiye ve Tıbbiye öğrencileriyle subaylardan oluşması basında hoşnutluk yaratmıştır. Telif oyunlarında büyük gelişme görülmüştür. Tiyatroda Türk yazarları oluşturduğu. Dil ve Dramaturgluk çalışmaları yapan Tiyatro Komitesi bu dönemde kurulmuştu. 1874 yılı Güllü Agop’un topluluğu içinde iki tehlikeli rakibin belirdiği yıldır. Güllü Agop 1870’ten başlamak üzere on yıl içinde Türkçe komedya, dram, tragedya ve vodvil oynatmak tekelini elinde tutuyordu. İşte bir yandan bu tekelin müzikli oyunları kapsamadığı bu bakımdan opera,operet bir topluluk, öte yandan tekelin yanlız metne dayanan oyunları içerdiği savıyla Tulat tiyatrosu ortaya ortaya çıktı. Avrupa’da bu tekelin kapsamadığı oyun türleri yeni yeni tiyatroları türediği çok görülmüştür.
Güllü Agop’un tekelini bozan ilk topluluk besteci Dikran Çuhacıyan’ın kurduğu Opera tiyatrosu topluluğu idi. Kırk elli öğrenci ile kendi esri olan Arif’in Hilesi müzikli oyun provalarına başlamıştı. Güllü Agop tekelini ileri sürerek bunu davayla engellemek ister.
1875 yılında Güllü Agop’un tekeline karşı çıkan ikinci rakibin Tulat tiyatrosu olduğunu söylemiştik 1875 yıllında ilgin bir habere rastlıyoruz: Hamdi Efendi yönetiminde Zuhuri Kolu, Moliére’e öykülenen gösterimlere başlamış Aksaray’da bir sıra locası olan 300 kişilik yeni bir tiyatroda, bir İtalyan orkestrasıyla temsiller veriyordu. Erkekler kadın rollerinide oynamaktaydılar. Nitekim gazetelerde bundan sonra “Hamdi Efendi idaresiyle Hayalhane-i Osmani” başlığı altında duyurulara sık sık rastlıyoruz. Ortaoyunculardan oluşan Hayalhane-i Osmani topluluğunun kuruluşu ayrıca tiyatro tarihimizde önemli yeri olan Tulat tiyatrosunun da başlangıcıdır. 1876’da Güllü Agop’un Osmanlı tiyatorsu, bozulmaya, gerilemeye yüz tutmuştur.Önce pandomino toplulukları artmıştır. Bir ara Gedikpaşa’daki topluluğunun Güllü Agop yerine başka bir yönetimin altına girdiği görüyoruz. Kimi duyuruların başında bu gösterimlerin Güllü Agop’un izniyle olduğu belirtilmektedir. Bu arada konumuzun dışında kaldığı için üzerinde durmadığımız Ermeni toplulukları da kurulup dağılıyordu. Güllü Agop 1877 ortalarına dek yönetimini Dikran Kalemciyan’a bırakmıştı. 1877 Türk-Rus savaşının patlak verdiği yıldır. Güllü Agop’un topluluğu bir yandan müzikli gösterimleri yürütürken bir yandan da savaşa uygun düşecek vatanseverlik oyunları ve şarkıları sahneliyordu.
1878-79 döneminde Güllü Agop gösterimleri sürmektedir. Türk-Rus savaşı sona ermiş, barış görüşmeleri sırasında Rus askerleri bir süre Edirne’de kalmıştır. İşte bu sürede Güllü Agop’un oyuncularının hemen hepsi Edirne’ye gitmişlerdi. 1879 yılında önemli bir olay, o yıllıarda Bursa valisi olan Ahmet Vefik Paşa’nın girişimiyle Bursa’da bir tiyatro kurulmasıdır. İstanbul’dan gelen tiyatroculardan Fasulyeciyan, Holas, Fasulyeciyan’ın karısı, Küçük İsmail, Ahmet Fehim, Triyans, Tospatyan, Hiranuş ve başkaları. 1879’da kurulan tiyatro Ahmet Vefik Paşa’nın azledilmesiyle 1882’te kadar sürer. Bu tiyatroda, bu tiyatroya katılmış sanatçıların anılarına göre Moliére’in tüm oyunları gösterilmiştir.
Yeniden 1879 yılına dönersek Güllü Agop gösterimleri sürüyordu. 1880 yılı Güllü Agop için hem on yıllık tekelin, hem de Gedikpaşa Tiyatrosuyla sözleşmesinin sona erdiği yıldır. 1881 yılında Güllü Agop’un artık yönetimi bıraktığı basında çıkan yazılardan ve Güllü Agop’un bunlara verdiği cevaplardan anlaşılıyor. Tiyatro, Mınıkyan yönetimindedir. 1881’de beklenmiyen bir olay, belki de Güllü Agop’un tekelinin sona erişiyle ilgili olabilir. Belediyenin Üsküdar ve Kadıköy’de Türkçeden başka dilde gösterimleri yasaklamış olmasıdır. Gerekçesi Tam anlaşılamamış olan bu yasağın ne kadar sürdüğü bilinmemektedir. 1882’de Mınıkyan Güllü Agop ile birleşti. Tiyatro yaşamı Şehzadebaşı’na kaymıştır.
Mınıkyan’la Küçük İsmail’in birlikte çalıştıkları dönem üzerine elimizde bir Güzel Elen el ilanı bulunmaktadır. Topluluğun adı Osmanlı Tiyatrosu Osmanlı Dram ve opera Kumpanyası’dır. 1892’nin önemli bir olayı Şahinyan’ın kurduğu operet topluluğudur. Topluluk duyurduğu oyunlardan ancak bir kaç tanesini ortaya koyabilme olanağı bulmuş, sonrada dağılmıştır. Bu geçici girişimlerin yanısıra Mınıkyan topluluğu kendi oyun dağları ve oyuncu kadrosunu ile gösterimlerini sürdürüyordu. Abdi’nin Handehane-i Osmani, Kel Hasan’ın Hayalhane-i Osmani Kumpanyası’nın yanısıra KomikArif Efendi’nin Lübyatı Osmani Kumpanyası adını verdiği topluluğun 1894’te duyurularına rastlıyoruz.
4.Tanzimat’ta Tiyatro Binaları
İzmir’de 1830’da bir tiyatronun olduğunu biliyoruz. İstanbul ve İstanbul’un Beyoğlu yakasında gerek eskileri, gerek sürekli bakımından iki önemli tiyatro vardır: Fransız Tiyatrosu ile Naum Tiyatrosu. Ancak Fransız Tiyatrosu üzerine kesin bir bilgimiz yok. Beyoğlu’nda ikinci önemli tiyatro binası Naum Tiyatrosudur. Bosca adında ünlü bir İtalyan gözbağcısı Galatasaray’ın karşısında temsiller vermek üzere bir tiyatro için bir ferman almıştı. Bosca’nun tiyatrosunu yaptığı arazi Michel Naum Duhani adında bir Halep’linindi.
Beyoğlu’nun önemli tiyatrolarından birisi de Fransız Tiyatrosu karşısındaki bugün Saint- Antoine kilisesinin bulunduğu yerdeydi Adı Concordia idi. Cadde üzerinde kışlık tiyatrosu, arkada ise yazlık tiyatrosu vardı. Concordia yıktırtıldı yerine Saint- Antoine kilisesi yaptırıldı.
Yakın yıllara kadar Odeon Tiyatrosu veya Eclair sineması adıyla bilinen, Bu günkü Lüks sinemasıyla ayakta duran ve ilginç bir tarihçesi olan Ağa camii yakınında ki sirk 1871’de Elhamara tiyatrosu adıyla açıldı.1874’de yandı.
1875’de mimar Barborini iki kat balkonu olan bu tiyatro yaptı. Tiyatronun adını önce Verdi Tiyatrosu olması düşünülmüştü. Ancak Veryete Tiyatrosu denildi. Veryete Tiyatrosu çoğunlukla sirkten bozma ve Halep Çarşısı içindeki bu gün tiyatroda olarak kullanılan Veryete Tiyatrosu ile karıştırılmamalıdır. 1877’de Veryete Tiyatrosu hem adını, hem biçimini değiştirdi, adı Eldorado oldu.1897’de Eldorado gene değiştirdi, ve adı ilk düşünüldüğü gibi Verdi Tiyatrosu oldu. Verdi Tiyatrosu yeniden donatıldı. Bundan sonra Odeon Tiyatrosu adını aldı II. Meşrutiyet boyunca hep Odeon Tiyatrosu olarak bilindi.
İstanbul yakasına geçersek burada en öneml tiyatro Gedikpaşa Tiyatrosudur. Gedikpaşa’da önce sirk binası olarak kurulan Gedikpaşa Tiyatrosu, Türkiye’ye çok sık gelmiş olan Souillier cambazhanesi için kurulmuştu. Gedikpaşa Tiyatrosu’nun adı Osmanlı Tiyatrosu oluyor ve sonra da Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatro’suna geçiyor. Gedikpaşa Tiyatrosu’nun sona erişi ise1884’te olmuştur.
İstanbul yakasında, Aksaray’da Hamdi Efendi’nin 300 kişilik tiyatrosu, Beyazıt’ta Misafirhane’de Çuharcıyan’ın 800 kişilik tiyatrosu, Şehzadebaşı, Vezneciler’de çoğu kıraathanelerden bozma tiyatrolar ve Sultanahmet’in 1880’de kurulan açık hava tiyatrosu vardı. Üsküdar’daki Aziziye Tiyatrosu İstanbul’un eski tiyatrolarındandır. İstanbul’dan sonra en önemli tiyatro merkezi İzmir’di. İlk tiyatro 1830’da kurtuldu Böylece Ortadoğu’nun halka açık ilk tiyatrosu İzmir’de gerçekleşmiş oldu. 1841’de Euterpe adında küçük bir tiyatro kuruldu Rumların Theatron Samirnes adını verdikleri İzmir Tiyatrosu bunun yakınlarındaydı.
İzmir dışında Adana’da Ziya Paşa’nın valiliği sırasında, daha önce gördüğümüz Bursa’da Ahmet Vefik Paşa’nın valiliği sırasında buralarda birer tiyatro yapılmıştı. Bu sayıların dışında da Anadoluda’da tiyatrolar vardı.
Saray Tiyatrolarına gelince özellikle Çırağan Sarayı ve Dolmabahçe Saray’ındaki geçici tiyatrolar yapılmıştı. Bunlardan önemlileri Abdülmecit’in Dolmabahçe Saray’ı için yaptırdığı tiyatro ile Abdülhamit’in Yıldız Saray’ındaki Tiyatrolarıdır.
5.Tanzimat’ta Dramatik Edebiyat-Yazarlar
İlk Türk oyunu yazarı İbrahim Şinasi (1826-1871) gelmektedir. Gazeteci, şair, denemeci İbrahim Şinasi’nin tek oyunu daha önce Dolmabahçe Saray Tiyatrosu’nda oynamak üzere ısmarlanmış Şair Evlenmesi’dir İbrahim Şinasi ilk Türk tiyatro eserini verdiyse, bu döneme güçlü kişiliğiye her bakımdan damgasını vuran Namık Kemal (1840- 1888) de çağında çığır açan Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celalettin Harzemşah ve Kara Bela oyunlarını yazmıştır. Bu eserler öteki yazarları bunlara öykünerek oyun yazmaya isteklendirdiği gibi, Namık Kemal bunlardan başka tiyatro üzerine yazdığı yazılar ve Celal Mukaddimesi ile tiyatro konusunda görüşlerini belirtmiştir, yazarlarla mektuplaşmalarında onlara yol göstermiş, onlarınn eserlerini eleştirerek, düzelterek çağında yazarlar yazarı gibisinden çok önemli bir yeralmıştır. Bu dönemin bir başka tiyatro yazarı Ahmet Mithat (1844-1912)’dir. Çağında pek çok oyun sahnelemiştir Eyvah!, Açık Baş, Ahz-ı Sar yahut Avrupa’nın Eski medeniyeti, Hükm-i Dil, Çengi yahut Daniş Çelebi, Fürs-i Kadide Bir facia yahut Siyavuş , Çerkez Özdenleri, Zeybekler. Şemsettin Sami (1850-1904)’nin üçü de yayınlanmış ve oynanmış oynanmış üç başarılı oyunu vardır. Besa yahut Ahde Vefa, Gave, Seydi Yahya. Recaizede Mahmut Erkem (1847-1931) dört oyun yazmıştır: Afife Anjelik, Afala yahut Amerike Vahşileri, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Çok bilen Çok Yanlıdır. Ebüzziya Tefik (1894-1893) biri Victor Hugo’nun Angelo’sundan uyarlama Habbibe yahut Semahat-i Aşk, öteki Ecel Kaza olmak üzere iki oyun yazmıştır. Samipaşazade Sezai (1852-1936) ‘nin biri basılmamış Bir Düşmüş Kadın öteki yayınlanmış Şair adlı iki oyunu vardır. Muallim Naci (1852-1837) bir tek oyun yazmıştır; Hazim Bey yahut Heder.
Bu dönemin verimli ve çoğu kez birlikte çalışan yazarları Manastırlı Mehmet Rıfat (1851-1907) ile Hasan Bedrettin Paşa (1850-1911)’dir. Birlikte Temaşa adında, içinde telif ve çeviri 20 kadar oyun bulunan bir dizi yayınlanmıştır. Bu dönemin önemli kişilerinden birisi Ahmet Vefik Paşa (1823-1891)’dir. Gerçi tiyatro eserlerinin hepsi çeviri uyarlama olmakla birlikte Moliére uyarlamalarında gösterdiği başarı ile sanki oyunları yeniden yazmışçasına özgün olabilmiştir. Bu dönemin en önemli oyun yazarı Bursa’lı Feraizcizade Mehmet Şakir (1853-1911)’den söz açmak gerekir. Feraizcizade Mehmet Şakir, Ahmet Vefik Paşa yanında yetişmiş Moliére etkisiyle, özgün yaratı olarak 6 komedya yazmış ve bunları kendi basım evinde yayımlamıştır; Teehhül yahut İlk Gözağrısı, İnatçı yahut Çöpçatan ,Evhami İcab-i Gurur yahut İnkilab-i Muhabbet, KırkYalan Köse ve bunun arkası Yalan Tükendi.
İlk Tragedya denemelerini yapan Ali Haydar Bey (1836-1914)’in üç eseri yayımlamış ikisi Gedikpaşa Tiyatrosunda oynamıştır; Sergüzeşt’i Pevriz, İkinci Ersas ve Rüya oyunu.
6. Tanzimat’ta Oyunlar Türler
Bu dönemin oyunlarını incelerken bunları altı öbekte topladık.
a) Komedyalar
b) Manzum Dramlar
c) Romantik Dramlar
d) Melodramlar
e) Evcil ve Duygusal
a) Komedyalar : Gelenekten gelme yetenekle bu dönemin en başarılı türleri komedyalar ve buna çok yakın müzikli oyunlardır. Ancak ne yazık ki komedya ötekilere göre az yazılmış, bunlar içinden sahneye çıkanlar daha az olmuştur. Bu dönemin en başarılı komedya yazarı Feraizcizade Mehmet Şakir olduğunu belirtmştik. Dolantıları kurmada, karakterleri canlandırmada, çağın törelerini, düşüncelerini vermede usta bir tiyatro yazarı olan Mehmet Şakir, dili bakımından da çağın çok ilerisindedir.
b) Manzum Dramlar : Manzum dramlar diye bir tür yoktur. Ancak, bu dönemin yazarlarından tragedya yazmayı isteyenler tragedyanın gerektirdiği kuruluşu, çatışmayı, izlenim ve etkiyi gerçekleştirememişlerdir. Bu çabanın sonucu ortaya çıkan eksik (ya da taslak tragedyalar) <<tragedya>> yerine <<manzum dramlar>> demeyi yeğlemişlerdir. Artık ömrünü yitirmiş tragedya türüne Avrupa yazarları bile bocalarken, bizim yazarlardan başarılı sonuç beklemek gereksiz olurdu.
c) Romantik Dramlar: Bu dönem üzerinde Romantik Akım en büyük etkiyi yapmıştır. Burada yanlız belirli, sınırlı bir dönemi Hugo Romantikliğini düşünmemeli. Hugo’nun büyük etkisi altında olmasına ramen, bu dönemin romantik dramlarının yanlız bir örneğe dönük olduğu söylenemez Romantikliğin temeli özgürlüktür: klasiklik, mantık, gerçekçilik ise olaysal gerçeklerle bağlı iken romantiklik bu bağların hiç birini tanımaz. Bu dönemin romantik dramlarını incelerken belli bir romantik örnekten çok Avrupa tiyatrosunda Ortaçağ dinsel dramlarında Elizabeth İngilteresi ve İspanyol Altın çağına; Schiller, Goethe, Hugo’dan Elmond Rostand’a geniş bir gelenek düşünülmelidir.
d) Melodramlar: Gerek yabancı gerek yerli toplulukların çok oynaması, biçim bakımından belirgin, kesin olması ve çağın anlayışına uygun düşünmesi bakımından bu dönemin en iyi tanınan türü melodramlardır. Bunlar romantik dramlarla duygusal dramlara da büyük yakınlık göstermekte birlikte bu dönemin incelediğimiz kimi melodramları bu iki tür arasında bocalamasına rağmen örneklerin çoğu melodram türüne uygundur.
e) Duygusal ve Evcil Dramlar : Duygusal ve evcil dramlar bu dönemin başarısız olmakla birlikte en özgün türüdür.Yazarlar bu türde bir ölçüde gerçekçi olabilmiş, evcil ve toplumsal dramlar yolunda ilk denemeleri yapmışlardır. Bunlarda göreneklere körü körüne bağlılığın , aile reislerinin ve gençlerin kumara, içkiye, eğlenceye düşkünlüklerinin, çok evliliğin, yaşlı erkeklerin genç kızlara düşkünlüğünün, esirliğin, kaçgöçün olumsuz sonuçlarıyla, gençlerin sevgilileri ve evlenmeleri gibi konularda toplumsal sorunlara parmak basmıştır.
f) Müzikli oyunlar : Bu dönemin en başarılı türü, güldürü, opera, operet, vodvil biçiminde yazılmış müzikli oyunlar olmuştur. Bu başarının iki nedeni olabilir: Önce eski geleneksel tiyatromuzda müzik, dans ve güldürünün bir karışımı olduğu için yazarlar ve seyirciyi beğenisi bu türe yatkındı. Sonra da önce gördüğümüz gibi, Batı tiyatrosuyla tanışıklığımızda yabancı toplulukların karşımıza çıkardığı örneklerin en iyileri dramatik tiyatrodan çok lirik tiyatrolardı. İstanbul’da da yabancı besteci ve yazarlar operalar, müzikli oyunlar yaratmışlar ve bunları ilk kez İstanbul’da sahneye koymuşlardı.
30 Kasım 2008 18:50 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
tanzimat gazeteciliğinin özellikleri neledir
TANZİMAT GAZETECİLİĞİ
Tanzimat’la gelen, halkın okuyuş oranında gelişen Türk gazeteciliği, Türk gazeteciliği, Türk Edebiyatı’nın yepyeni bir döneme girmesini sağlar. Makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi, şiir, inceleme, eleştiri, deneme, hikaye ve roman türlerinin gelişmesinde gazeteciliğimizin etkisi büyük olur.
Gazete, her gün bir toplumdan, bir sorun üzerinde fikir ve görüşe sahip ikinci bir toplum çıkarabilecek kudrette bir çözümleme ve birleştirme organıdır. Gazete sahifeleri her gün yüz binlerce insanın beraber toplanıp, beraber düşündükleri, konuştukları bir toplantı meydanıdır. Demokratik toplumların hayatında en önemli rolü fikirler oynamaktadır. Fikir özgürlüğünün her yerde kişiler, çeşitli olanak ve araçlardan faydalanarak, fikirlerini savunmak isterler. İşte bu araçların en önemlisi ve en etkilisi gazetedir. Gazete dünyadaki bütün olup biten olayları günü gününe halka bildiren, haberleri kendi görüşü ile yorumlayan, ufkumuzu her türlü bilgiler vererek genişleten düşüncelerimizi aydınlığa götüren, halkı dar görüşten kurtaran basılmış kağıtlar topluluğudur.
Tanzimat gazeteciliği; halkın görüşüyle birlikte edebiyatı da değiştirir.
Çünkü günlük yaşamın gazeteyle ön plana geçmesi, edebiyatımızda da etkisini gösterir. Bu gazeteleri okuyanlar, Batı’dan yapılan roman çevirilerini izleyenler, yeni br dünya görüşüyle karşılaşırlar. Eski yaşamın, tüm olarak dine göre düzenlenen kurumlarla fikirleri, Tanzimat sonrası gazeteciliğiyle dinamikleşir.
Tanzimat’ta yayınlanan gazetelerin sayısı yetmişe yaklaşırken, dergiler yüzü geçer. Tanzimat Edebiyatı’nın oluşmasında, yeni Türk nesrinin doğmasında en büyük rolü oynayan, en önemli görevi yüklenen gazetelerle dergilerin belli başlıları: Takvim-i Vekayi(1831), Ceride-i Havadis,(1840), resmi gazetelerle; Namık Kemal’in yayınladığı İbret(1871); Hadika(1872) Ali Suavi’nin yönettiği Muhbir(1866); Ahmet Mithat’ın çıkardığı Devir(1872); Sıraç(1873); Vakit(1875); Ebüzziya Tevfik’in Mecmua-i Ebüzziya(1879); Hazine-i Fünun(1882); Gayret(1886), Asar(1886), Maarif(1890), İkdam(1894) gazete ve dergiler Tanzimat Edebiyatı’nı oluşturan kaynakların başında sayılabilir.
Tanzimat şairleri ile yazarlarının hemen hepsi gazetecilik, dergicilikle ilgilidirler. «Umum tarafından anlaşılmakla» amaçları burdan gelmektedir. Edebiyat dergilerinin çıkışı gazetelerden sonra geldiği için, ilk edebiyatla ilgili yazılar gazetelerle yayımlanır. Bu yüzden; Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Ahmet Vefik Paşa, Ebüzziya Tevfik, Şemsettin Sami, Recaizade Mahmut Ekrem... gazetecilikle edebiyatı kaynaştırırlar.
30 Kasım 2008 18:48 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
takvim-i vekayi gazetesinin özellikleri nedir?
TAKVİM-İ VEKAYİ
İstanbul'da önceleri haftalık, daha sonra düzensiz aralıklarla yayımlanan ilk Türkçe resmi gazetedir. Umur-u dahiliye, umur-u hariciye, mevad-ı askeriye, fünun, tevcihat-ı ilmiye, ticaret ve es'ar olarak altı bölümden oluşan gazete Fransızca, Arapça, Rumca ve Ermanice dillerine çevriliyordu. Halkı eğitmek ve devlet kararlarını duyurmak amacıyla çıkarılmıştır (1 Kasım 1831 - 4 Kasım 1922).
1808 yılında Sultan II. Mahmud'un emriyle, Beyazıt'ta bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin merkez binasında (Bab-ı Seraskeri) askasındaki bir konakta kurulan Takvim-i Amire'de basılmaya başlandı. Gazete, Vakanüvis Esad Efendi'nin yönetiminde, Babıali'den çeşitli kamu görevlilerinin yazar kadrosunu oluşturmasıyla çalışmalarına başladı. 26 Ekim 1831'de gazeteyi tanımak amacıyla yayımlanan iki sayfalık bir broşüre göre Takvim-i Vekayi habercilik yapacak, halkı eğitecek ve devletin uygulalamalrını duyurarak bunlara uyulmasını sağlayacaktı.
Önceleri haftada bir yayınlanması öngörülen Takvim-i Vekayi ilk aylarda düzenli olarak, daha sonraları ise uzun bir süre düzensiz olarak çıktı. Osmanlı Devleti'nin çokuluslu olması nedeniyle Fransızca, Arapça, Farsça, Rumca ve Ermenice olarak çıkan gazete Umur-ı Dahiliye (iç haberler), umur-ı hariciye (dış haberler), mevad-ı askeriye (askeri işler), fünun (bilimler), tevcihat-ı ilmiye (din adamlarının atanmaları) ile ticaret ve es'ar (ticaret ve fiyatlar) olmak üzere altı bölümden oluşmaktaydı.
1860'dan sonra yalnızca resmi belge, tüzük ve duyuruları yayımlanan, 1878'de 2119. sayısından sonra yayımına ara veren gazete, 1891-92'de yeniden yayımlanmaya başladı. Ama padişahın nişan vermesini konu alan bir resmi bildirimde "nişan itası" ifadesi yerine "nişan hatası" olarak dizilince, II. Abdülhamid'in buyruğuyla kapatılmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) kısa bir süre sonra yeniden yayımlanmaya başladı ve Kurtuluş Savaşı (1919-1922) sonuna kadar İstanbul hükümetinin varlığı sona erinceye kadar yayımını sürdürdü.
30 Kasım 2008 18:44 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
tanzimat döneminde eğitim
,
tanzimat döneminde öğretmen okulları
TANZİMAT DEVRİNDE TÜRK EĞİTİMİNDE ÇAĞDAŞLAŞMA (1839-1876)
1. A. Tanzimat Öncesi Osmanlı Eğitiminin Vasıfları
Anadolu Türk uygarlığının kaynaklarını Türk, İslam ve yerli kültür teşkil eder. Osmanlı hayatı üzerinde bu unsurlar etkili olmuştur. Fakat İslamiyet Osmanlı teşkilatlarının hepsinde en etkili olan unsurdur. Eğitim sisteminin içerisinde de İslam dini tek başına egemen durumdaydı. Yeni eğitim kurumları İslami eğitim vermekteydi. İslami eğitim sistemini kullanan Osmanlı bu sistemi geliştirmiş devlet adamları, ileri gelenlerinin kurduğu vakıflarla desteklenen mekteplerle yaygın bir eğitim vermiştir. Çocukları İslam felsefesine göre eğitmişlerdi.
Bu dönemde eğitim üzerindeki din etkisi sadece Osmanlıya has bir mesele değildir. Avrupa devletlerinin eğitim sistemi de dinsel içerikliydi. Mesela antik kültür Hıristiyanlık süzgecinden geçirilerek alınıyor ve dine uymayanlar atılıyordu. Gramer, Rhetorik (güzel konuşma) ve diyaletik (tartışma) gibidir. “Trivium” unsurları Hristiyanlığın savunulmasında; edebiyat ve tiloloji ise meteolojiyi çürütüp Hıristiyanlaştırma da kullanılmaktaydı. Bütün ortaçağ boyunca Aristotoles’in kıyas mantığı egemendi ve tartışma kabul etmeyen bu sisteme genel olarak “skolastik” aynı çağda ders veren hocalara da “skolastikçi” denmişti.
Bu durum batı eğitim kurumlarında çok uzun sürmemiş ve XV. yy. da ardı ardına gelen Rönesans, Reform, Hümanizma ve daha sonra da aydınlanma çağını yaratmış ve karanlıktan kurtulmuştur. Osmanlı ise XIX yy. başlarına kadar batının çoktan terk ettiği dini eğitimi vermeye devam etmiştir.
XVIII yy.dan itibaren açılan çağdaş eğitim kurumlarının çoğu da aşkri mektepler oluşturmuştur. Fakat bu çalışmalar kendinden sonrakileri örnek alır.
B. TANZİMAT DÖNEMİ (1839-1876)
1839’da tahta çıkan Abdülmecit (1839-1861), Raşit Paşa’nın etkisiyle (Tanzimat Fermanı” yada Gülhane Hatt-ı Hümayunu” denen siyasel bir ferman yayınlanmış ülkede siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılacağını duyurmuştu. Bu nedenle 1839’da başlayan yeni döneme Tanzimat (düzenlemeler) dönemi denir. Aynı doğrultuda 1856’da İslahat Fermanı yayınlanmıştır. Sonra Abdülaziz padişah olmuş ve 1876-78’lerde bu dönem kapanmıştır.
1- Reform Hareketlerinin Nedenleri:
Bu dönemde başlıca üç nedenle eğitim alanında yenileşmelere gidilmiştir.
a) Tarihi gelişim süreci içinde, ülkede yenilikler gerekli bir ihtiyaç olduğu halkın eğitilmesi “Devlet ve hükümetin önemli bir görevi” olarak görüldüğü için 1869 tarihli maarif-i umumiye nizamnamesi”
b) Osmanlı yönetimine ve Türklere karşı düşmanca davranan Avrupa kamuoyunu kazanmak umuduyla.
c) Avrupa devletlerinin baskısı nedeniyle.
d) Değişimin devleti felakete gidişten kurtaracak bir yol olarak görülmesi.
e) Reform hareketleri
Eğitimciler ve yazarlar; ailenin ve devletin eğitim görevlerini çocuklara ve topluma olan sorumlulukları açısından ele almaya başlamıştır.
Eğitim bilim olarak görülmüş kitaplar yazılmaya başlamıştır.
Okul ve sınıf fiziki ortamları hazırlanmış araç gereç kullanımına başlanılmıştır.
Örgün eğitime geçilmeye çalışılmıştır.
Eğitimde okullar açısından ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim olarak basamaklandırmaya çalışılmıştır.
İlk olarak sıbyan mekteplerinde yenileşmeler yapılmıştır.
1845 Abdülmecit bir ferman yayınlamış reform yolunda ilerlemenin askeri alanlar dışında olmasını istemiş hükümet memleketin imar ve iskan işerini yürütmek için Meclis-i Maarifi-i Muvakkat ve Meclis-i Humariye adlarıyla meclisler kurulmuştur.
1851 yılında Islahata Fermanına kadar maarif alanında bazı yerlerde açılan rüştiye okulları dışında önemli bir iş yapılmamıştır.
Meclis-i Maarifi-i Muvakkat ilk ortaokul kademesinde duyulan ihtiyaçlarla ilgilenecek Daimi Meclis-i Maarifin 1846 yılında açılmış, 1857 yılında Meclis-i Maarifi-i Umumiye adını almıştır.
Maarif-i Umumiye Nezareti ile okullar bir meclis ve bir bakanın yönetimine verilmiştir.
Meclis-i Maarifi-i Muvakkat eğitimde ilk orta yüksek kademelerini kabul etmiş ortaokul olarak rüştiyeleri, yüksek öğrenim için garul fünunu açma kararı almıştır.
Bu okullarda okutulacak kitapları bir uzman kurul olan Encümen-i Danişi kararnama ile kurmuştur.
Medreselerin düzeltilmesine gidilmemiş, bazı meslek medreseleri açılmıştır.
Örgün eğitimde kağıt üzerinde bir sıra izlenmiş gerçek manada ilköğretime el atılmadan orta ve yüksek öğretim için çalışmalar yapılmıştır.
Sıbyan mektepleri dışında yeni mektepler açılmıştır.
Açılan yeni okulların programlarına hayata dönük dersler konulmuştur.
Sivil okullara ve memur yetiştirmeye fazla önem verilmiştir.
Eğitimde yenileşmeler yöneticiler, aydın ve öğretmenler Avrupa eğitimine göre destek vermişlerdir.
Azınlık ve yeni okullar çok büyük gelişmeler göstermiş devlet için bir tehlike haline gelmiştir.
Dilin öğretimindeki önemi yanında sadeleşmesinin de gerektiği anlaşılmaya başlanmıştır.
Mesleki ve teknik eğitimin temelleri atılmış , ilkkez öğretmen yetiştiren meslek okulları açılmıştır.
Kızlar için orta dereceli okullar açılmış, öğrenci ve öğretmenlere kılık kıyafetleri belirlenip düzenlenmeye başlanmıştır.
Disiplin aracı olarak falaka yasaklanmıştır.
Halk eğitiminin önemi daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır.
1854 ten sonra Osmanlı Devletinde yeni bir devrim başladığını görüyoruz. Kırım Harbinden sonra reformların yetersiz kalmasından dolayı 1856 da Islahat Fermanı yayınlanmıştır.
Tanzimat döneminin en önemli olaylarından biri 1868 yılında Galatasaray Sultanisinin açılması olmuştur. 1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile Maarif teşkilatını yeniden düzenlemiştir.
Tanzimat Döneminde İlköğretimde Yenilik ve Gelişmeler
Osmanlının kuruluşundan beri her ilde ve mahallede sıbyan mektepleri yer almaktaydı. Fakat bir birlik beraberlik ve düzen yoktu. Yapılan ıslahatlarda sonuç vermemiştir.
Meclis-i Maarifi-i Muvakkat’ın 1846 da Meclis-i Valaya sunduğu teklifler arasında sıbyan mekteplerinin ıslahı da vardı. Yeklif Meclis-i Maarifi-i Umumiye de kabul edilerek 21. Rebuulahir 1263/ 8 Nisan 1947 de “Etlafin talim ve terbiyelerini hocalarını efendi eylemeleri lazım geleceğine dair sıbyan mektebi hocaları efendileri itaa olunacak talimat yayınlandı” Talimatnamede araç gereçelr hocalar, öğrenciler ve devam koşulalrı yer almaktaydı. Fakat bir çok şey kağıt üzerinde kaldı. Çabaların sonucunda 1840 yılında İstanbul’da ve Bilat-ı Selase de 20.000.000 civarında kız ve erkek çocuğun okuduğu 380 sıbyan okulu vardı. Taşradaka sayı bilinmemekle yaygın bir kurum oluşturulamamıştı. 1863 ekadar bir ıslahat görülmedi.
Eğitimle ilgili olarak yayınlanan İrade-i Seniyede öğretmen öğrenci araç-gereç hakkında bir sürü ıslahat yapıldı. İrade de belirlenen hususları gerçekleştirmek için İstanbul’un 12 semtinde deneme mektepleri açıldı. Maarif Nezaretinin isteğiyle bazı çalışmalar yapılmış ve okutulan kitaplar bastırılmış, okullar yaygınlaştırılmaya çalışılmış , maliyenin eğitime ayıracak bütçesi olmamasından dolayı sahipsiz arasalar mekteplere bağışlanmıştı. Bütün imkansızlıklara rağmen ciddi sayıda öğrenci okullara devam etmekteydi. Bütün imparatorlukta 242.017 erkek , 126.454 kız toplam 36.800.000 öğrenci okumakta idi.
İlköğretimde en esaslı düzenlemeler 1869 Maarif Nizamnamesinin yayınlanmasından sonra yapıldı. Nizamnamede her mahalle ve köyde bir sıbyan mektebi açılması yer alıyordu. Yapılan en iyi yenilik program konusundaydı. Programlarda yararlı bilgiler ihtiva eden dersler matematik ve coğrafya gibiydi Böylece dini bilgilerin derslerin dışında hayata hazırlanan öğrenciler rüştiyelere de kayıt yaptırabileceklerdi. 25 nisan 1870 de bir nizamname 13 madde ıslahata yayınladı. Öncelik kitapların özellikleri ile ilgiliydi. Açık bir dille yazılması öğrenciyi özendirecek özellikler taşıması istendi. Tanzimat devrinin sonlarına doğru ilköğretim ıslahatlarıyla ilgili son teşebbüs Meclis-i Tedrisiye ve şubelerinin açılmasıydı.
Tanzimat Döneminde Ortaöğretim Kurumları
1. Rüştiyeler: Osmanlı eğitim sisteminde mülki ortaöğretim kurumlarının ilk örnekleri sayılan Mekteb-i Maarif-i Adli ve Mekteb-i Umumi Edebiye Tanzimat dönemine kadar sürer. Bunların başarısız olması sadece memur yetiştirmekle kalmasından dolayı yüksek öğrenime öğrenci yetiştirecek okullara ihtiyaç duyuldu. Mekteb-i Umumi müdürü olan Kemal Efendi tarafından ilk adım atıldı. Başarılı sonuçlar alınınca bu okullar çoğaltılmaya çalışıldı. Ortaöğretimde en alt düzeydeki okullar haline geldi. Askeri okulların dışındakilere Mülki Rüştiyeler dendi. 1846 da sayıları artmış , 1852 de İstanbul’da 12 , 1874 de 18 Rüştiye açıldı. Rüştiye mezunları katip olmaya başlayınca , askeri alanların ihtiyacını karşılamak için askeri rüştiyeler kuruldu. Kızlar için 1859 da Cevri Kalfa Rüştiyesi açıldı. Buna Sultan Ahmet Kız Rüştiyesi de denir. Kadın öğretmen bulunamayınca kapatıldı. 1869 tarihli Maarif-i Umumi Nizamnamesi ile rüştiyeler 500 evi geçen kasabalarda da açıldı.
2. İdadiyeler: Kelime anlamı olarak hazırlık demektir. Askeri tıbbiye ve harp okuluna girmek isteyen öğrencilerin eksik bilgilerini gidermek için açılan hazırlık sınıflarıdır. 11-14 yaş arasındaki öğrencileri almaktaydı. İstanbulda açılan ilk idadi Mekteb-i Fünun İdadiye’dir. Mekteb-i Harbiye öğrencileri sınavdan geçirilerek orta düzeyde bulunanlar bu okula alınmıştır. Bu okul kuleli kışlasına taşınınca Kuleli Askeri İdadisi olarak anılmıştır. İdadi teriminin bir orta öğretim kurumu olarak 1869 tarihli Maarif-i Umumi Nizamnamesi ile kesinleşmiştir. İdadiler Rüştiyelerin üstünde 3 yıl süreli olarak düşünülmüş , böylece ortaöğretim 7 yıla çıkarılmıştır. Fakat kağıt üzerinde kalmıştır.
3. Sultaniyeler: Bu terim Galatasaray’da gerçek anlamıyla kurulan ilk lise evlerine Mekteb-i Sultani adı ile ortaya çıkmıştır. Müslüman Hristiyan bütün Osmanlı tebasının memleket hizmetinde eşit şartlarda sorumluluk alabilecek bir seviyede yetişmesi ve batı irfanı ile beslenmiş aydın sınıfının bir an önce oluşması gereği kendini kuvvetle hissettirmeye başlamıştır. Batı ülkelerinin seviyesine uygun bir öğretim basamağı gerekli görüldü. Mevcut olan ortaöğretim kurumları bu isteklere cevap vermemekteydi. Dış tavsiye ve isteklerde oluyordu. Fransız hükümetinin 1876 da Bab-ı Aliye verdiği nota gibi. Böylece Fransızca eğitim veren bir lise açılmasına karar verilmiştir. 1 Eylül 1868 de Mekteb-i Sultaniye açıldı. Bir Türk müdür , bir Fransız müdür ve yabancı öğretmenlerden oluşan kadro ile 5 yıl ibtidai 5 yıl kolej olarak 10 yıl süreli idi. Daha sonra 3 yıl ibtidai, 3 yıl tali olarak 6 yıla indirildi. Bütün Osmanlı tebasına açık olan bu okullar 2. Meşrutiyete kadar hiçbir yerde açılmadı.
Tanzimat Döneminde Yükseköğretim
Darulfünün: 1846 da kurulması kararlaştırılmıştır. Fakat 1863 de açılmıştır. Amaç bütün Müslim ve gayrimüslim Osmanlı tebasının birlikte yatılı okuyabilecekleri batılaşmakta olan devlet için gerekli bilgilerle donatılmış insanlar yetiştirmekti. Rüştiyeleri bitiren öğrencileri alınmasıyla tam bir yüksek okul gibi düzenlenmiştir. Halka açık dersler yapılmış bazı nazırların derslere katılmasıyla ilgi toplamıştır. Binasından çıkarılmış 1865 de 4.000.000 kitabıyla yanınca ortadan kalkmıştır. 1874 de Galatasaray Sultanisi içinde medrese çevresinden uzakta 3 mektep halinde tekrar kurulur ; hukuk mektebi , taruk ve maabir (Yollar ve köprüler mektebi) , edebiyat mektebi 1881 de kapanır. Diğer mektepler mekteb-i mülkiye ve Mekteb-i Tıbbiyeyi mülkiye.
Mekteb-i Mülkiye ilk sivil yüksek öğretim kurulu olarak 1859 da kurulmuştur. Amaç kaymakamlık ve müdürlük gibi idari görevler yapacak memurlar yetiştirmektir. Öğretim süresi 2 yıldır.
Mekteb-i Tıbbiyeyi mülkiye ilk sivil tıp yüksek okuludur. Askeri tıbbiyenin içinde kurulmuştur. İlgiyi artırmak için kuradan muaflık , mekteb-i salise (Devlet memurlarına verilen itibar derecesi) ve bir kuruş maaşla belediye doktorluğu gibi koşullar sağlanmıştır.
1857 de Paris’te Mekteb-i Osmani adında 3 yıl süreli bir hazırlık okulu açışmış Avrupa’da okuyanların çeşitli okullardaki dersleri verimli izlemeleri için hazırlık yapılmıştır. Tanzimat Döneminde Mesleki ve Teknik Eğitim: Tanzimat döneminde mesleki eğitim için bir çok okul açılmıştır.
1842 de Prusyalı bir uzmana Askeri Baytar Mektebi açılmıştır.
1847 de Yeşilköy’de Ziraat Talimnamesi adıyla ilk olarak uygulamalı Tarım okulu açılmıştır.
1857 de İki Fransız orman mühendisinin yönetiminde Orman Mektebi açılmıştır.
1862-1863 memur yetiştirmek için rüştiyelerin üzerinde 3 yıllık bir okul olan Mekteb-i Ala açılmıştır.
1868 de Sabah Mektebi denen kurslar açılır.
1864 de Lisan Mektebi açıldı.
Erkek Teknik eğitim kurumları Islahane 1848 de Zetinburnun’da Nişde tuna vilayetinde Ruscuk’ta ve Sofya’da kimsesiz çocuklar için Mithat Paşa açmıştır.
1868 de Sanayi Mektebi , 5 sınıflı bir yatılı okul olarak çıraklık eğitini için açılmıştır.
1859 da ilk kız Rüştiyesi Cevri Kalfa Mektebi açılmıştır.
1864 de Mithat Paşa Dikim Atölyesi ordunun ihtiyacı için yetim kızlara açılmıştır.
1869 da Kız Sanayi Mektebi açılmıştır.
Tanzimat Döneminde Özel Öğretim ve Azınlık Yabancı Okullar
1856 da Islahat Fermanına göre azınlıklar okul açabilecekti. Bu okulalrın öğretim biçimi, öğretmenleri padişahın atayacağı üyelerden oluşan bir meclis tarafından oluşacaktı. 1869 tarihli Maarfi-i Umumiye Nizamnamesi ile ücretli yada ücretsiz kurulabilmesine programların ve kitapların Maarif Nezareti veya vali izniyle terbiye ve ahlak kurallarına uygun, devlet politikalarına aykırı olmayacak dersler okutulmasına izin verecek nitelikte idi. Türklerin bir özel okul açma çabası yoktur. Azınlıkların giriştiği özel öğretim çalışmaları şöyledir:
Ruslar Heybeli adada papaz yetiştirmek için bir Ortodoks İlahiyat Okulu kurdular. Papaza kılığında ihtilalciler yetiştirip ülkenin ücra yerlerindeki büyük Yunaistan idealini yaymaya çalıştılar.
Yahudiler 1944 de Musevi Asri Mektebini kurdular.
Yabancıların Açtığı Okullar:
Protestan okulları; Robert koleji , Kız koleji
Katolik okulları; bunlar dini örgüt ve misyonerler tarafından açılmıştır. İlk ve orta öğretim düzeyinde öğrenim vermişlerdir.
Tanzimat Döneminde Öğretmen Okulları:
1. Darul Muallim
1848 de Darul muallim adında ilk öğretmen okulu açıldı daha sonra bu okula Darul muallimi Rüştiyede denildi. Öğrenci sayısı 25-30 idi. Nitelikli öğretmen yetiştirmek için az sayıda öğrenci alındı. Öğrenciler sınavla 3 yıllık süre için alındı. Ders verme , öğretim yöntemi, Fransızca, aritmetik, geometri, alan ölçümü ve astronomi gibi dersler işlenir idi. Bu öğrencilere maaş ödenmekte idi. Çalışkan öğrencilere 3 yıldan önce okulu bitirebilme hakkı sağlandı. Atamalarda mezuniyet başarısı göz önüne alınacaktı. Atamaya gitmeyenin diploması elinden alınırdı.
2. Darul Muallimi Sıbyan
İbtidai Mektep okulalrına öğretmen yetiştirmek için açıldı. Öğretim süresi bir yıldır. Ulumi Diniye, İlmi Maharic ve Tevdid , hesap, tarih, coğrafya, imla gibi dersler okutuldu.
3. Darul Muallimat
1870 de Darul Muallime çok benzeyen kızlar için kadın öğretmen yetiştirmek amacıyla açılmıştır.
Öğretmen okullarının medreselerine etkisinden çıkması için cer yasaklanmıştır. Mezun durumu ihtiyacı karşılayamamaktadır. Atamalarda diğer meslek okullarını bitirmiş olan öğrencilerde öğretmen olarak atanabilmiştir. Okullarda işlenen müsbet bilim dersleriyle geleneksel derslerin aynı anda okutulması çelişkilere yol açmıştır. Tanzimat dönemini eğitim alanında yapılan en önemli ıslahatı öğretmen okullarının açılmasıdır.
Tanzimat Döneminde Eğitimde İdari Teşkilatlanma
A. Merkez Maarif Teşkilatı
1. Maarif-i Umumiye Nezareti
2. Meclis-i Kebiri Maarif
3. Tahrirat Kalemi
4. Muhasebe Kalemi
B. Vilayet Maarif Teşkilatı
1. Mekteb-i Umumiye
a. Mekteb-i Sıbyaniye
b. Mekteb-i Rüştiye
c. Mekteb-i İdadiye
d. Mekteb-i Sultaniye
2. Mektebi Aliye
a. Darülmuallim
b. Darülmuallimat
c. Darül Fünun
30 Kasım 2008 18:33 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
osmanlı ıslahat hareketleri ve tanzimat
,
tanzimatı hazırlayan gelşmeler
OSMANLI ISLAHAT HAREKETLERİ VE TANZİMAT-
Osmanlıda ıslahat hareketlerini doğuran neden, bir anlamda Batının dünya ölçeğinde konumu ve bunun Osmanlı’ya etkisidir. Nitekim Batıda 13. Yy’dan itibaren Pazar ilişkilerini ön plana çıkaran yeni bir üretim tarzı ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu yeni tarz üretim biçimi, 15. Ve 16. Yy’larda ki Rönesans hareketinin yol açtığı bilimsel devrimle birleşerek, sınai kapitalizmi haline dönüşmeye başlamıştır. Üretim hacminin artması, sermaye yatırımlarının çoğalması süreci Batının teknolojik üstünlüğünü doğurmuştur. “bunun yanı sıra 16. Yy’dan itibaren ulusal devletlerin ortaya çıkmaya başlaması; Rönesans hareketinin bireyi cemaat cenderesinden kurtarması; Reformasyon hareketi ile evrensel kilise idealinin yıkılması; ekonomik gelişmelerin dayattığı coğrafi keşifler ve sömürgeleştirme hareketi Batı Avrupa’yı tamamen başka bir evren haline getirmiştir” .Diğer yandan Osmanlı İmparatorluğunun 18.yy’daki yenilgileri ve giderek büyük bir güç olma niteliği kaybedişi, Avrupa kuvvet dengesini de değiştirmiştir. Artık Batı için Osmanlı, askeri üstünlüğünün yanı sıra, ekonomik bakımdan da gücünü yitiren bir devlet görünümündedir. Osmanlı devleti artık Batı ülkeleri için bir tehdit olmaktan çıkıyor ve Doğu tehlikesini, Rusya temsil ediyordu. “ Rusya’nın yükselişi Avrupa düzenine yeni bir biçim vermiş ve Osmanlı devletinin yerini ve işlevini de kökünden değiştirmiştir. Artık Osmanlı devleti, Doğudan gelen bir tehdit değil, Rusya’ya karşı kullanılacak bir frendir. Kısacası bir tampon devlettir”
Batının elde etmiş olduğu teknik, askeri ve ekonomik üstünlüklerin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu 17. Ve 18. Yy’larda ekonomik açıdan gerileme ve çöküntü, sosyal açıdan dağılma ve anarşik bir düzen içerisindedir. Bununla birlikte geleneksel devlet sistemi de çökmüş görünmekteydi.
Osmanlı İmparatorluğunu içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak için (Türkiye’nin modernleşmesi tarihinde en önemli safhalardan biri olan) 3. Selim ve 2. Mahmut döneminde devlet kurumlarında ve bunu tamamlamak için eğitim alanında girişilen geniş reform hareketleri, dikkati çeken gelişmelerin başındadır. Ancak Ülken’in de belirttiği gibi yenilikçilerin önüne hep iki engel çıkmaktadır. Bunlardan birincisi; “Modern araştırmayı hatta öğretimi, din için tehlikeli sayan fanatikskolastik zihniyet, ikincisi ise ;Modern araştırmanın derin köklerine inmeye sabredemeyen ve her şeyden önce, gücünün ihtiyacına cevap vermek isteyen idareci zihniyettir. Birincisi ile savaş kolay olmadı. Fakat o nispeten yenildi, geriledi. Hatta modern zihniyet, 19. Yy’ın sonlarından beri eski “medrese”nin içerisinde bile kısmen sokuldu. Fakat ikincisi ile savaş çok daha güçlü oldu ve bugüne kadar gerçek ilim zihniyetinin yerleşmesine asıl engel bu ikincisi oldu” . Bu nedenle Osmanlı yenilikçileri ordunun ıslahından başlayarak, eğitim kurumlarını düzenlemek, ekonomik plan kurmak gibi her alanda düşünceyi ---?--- olarak gördü. Bunun sonucu olarak reformlar, sorunların derinliğine inmekten ve teorik çerçevesini oluşturmaktan çok prakmatik amaçlar çerçevesinde yapılmıştır. “Osmanlı Batılılaşamaya pragmatik bir yaklaşımla girdi. Ama bu sürece girince gelişmeler onu bu güne kadar getirdi. Osmanlı’nın Batılılığı teorik planda hazırlayamayışının en önemli kanıtı, tarih, felsefe, ve edebiyat alanındaki yavaş değişmelerdir”
Osmanlının içinde bulunduğu durumdan bir an önce kurtulma düşüncesi, Osmanlı yenilikçilerinin pratik çözümlere yönelmesi ve bir anlamda “yüzüstü Batılılaşma” hareketlerinin gerçekleşmesine neden olmuştur. “bu yüzüstü Batılılaşma hareketleri gerçekleştiği sıralarda Osmanlı imparatorluğu da çöküntü halinde bulunuyordu. 1553 te Kanuni Sultan Süleyman’ın bazı batılı devletlere verdiği ilk müsaadenin, sonradan devlet zayıfladıkça batılı kuvvetler tarafından genişletilmesinden doğmuş olan kapitülasyonları, Türkiye’nin üzerinde ekonomik bir cendere haline getirmiştir. Modernleşme kuramlarını hazırlamak üzere yabancı devletlerden alınan büyük borçlar da, ayrıca memleketin ödeyemeyeceği ikinci bir yükü “ Duyun-u Umumiye” yi doğurmaktaydı. Bu sırada yabancı müdahaleler günden güne artıyor ve Türkiye Hıristiyan tebaasının haklarını korumak bahanesi ile ve her vesile ile “Babıali” ye baskı yapıyorlardı. Artık batılılaşma ve modernleşme yalnızca ordunun ıslahı ve bunun için gereken teknik tedbirlerin alınmasından ibaret kalamazdı.”
Bu noktada Tanzimat, askeri ve teknik olarak başlayan batılılaşmanın siyasi- hukuki bir şekil olarak, eski ıslahat zincirinin daha geniş bir halkasıdır. Tanzimat’la birlikte 1683’den itibaren her sahada gerileyen Osmanlıya karşın; Rönesans ve Reform hareketleri ile her sahada ilerleyen Avrupa ile aramızdaki mesafenin askeri ve teknik alanlardaki ıslahatlarla kapatılamayacağı görülmüştür. “ 16. Yy’ın sonlarına kadar Osmanlı devleti batıya karşı kendini hep üstün hissetmiştir. 16. Yy’ın sonlarından itibaren özellikle 17 yy’ın ikinci yarısında şiddetle duyulmaya başlayan bozuklukları gidermenin yolu olarak her ikisi ile dönüşün uygun olacağı ileri sürülmüştür. 2. Osman (1618-1622) ve 4. Murat (1623-1640) saltanatları ile Köprülüler vezareti dönemleri Osmanlı İmparatorluğunu ıslah etmenin eski düzenin ihyasıyla mümkün olduğu düşüncesinin müfrit bir şekilde uygulandığı dönemdir. Ancak, 17. Yy’ın son yılında (1699) Osmanlı Devleti Batıya karşı ( en azından askeri alanda) geri olduğunun bilincine varmaya başlamıştır. Ve bu tarihten sonra düzeni reforme etmenin atıfları, önce mütereddit, sonra açık bir şekilde batıya yönelme başlanmıştır.
Demek ki, 18. Yy’ın başından Cumhuriyet dönemine kadar olan ıslahat çabaları tarihi, bir anlamda, Osmanlı Batılılaşma tarihidir de ve bu bağlamda, Osmanlı Batılılaşması ile Islahat hareketleri özdeştir” . Osmanlı batılılaşmasının, batı şekline göre ıslahat olmaktan öteye geçememesi, Osmanlı Batılılaşması ile ıslahat hareketlerinin özdeş olması, Osmanlı Batılılaşma sürecini 18. Yy’dan başlayan “ıslahat hareketleri” içinde düşünmek gerekliliğini doğurmaktadır.
Bu noktada, Osmanlı ıslahat hareketlerinin hepsini Batılılaşma süreci içerisinde düşünemeyiz. Nitekim, “ Osmanlı Devletinde yapılan ıslahatları iki grupta toplamak ya da mutabaka etmek mümkündür. Bunlardan birinci grubu; devletin kendi tarih ve kültürü baz alınarak yapılan ıslahatlar, ikinci grubu ise ; Avrupa kültür ve medeniyetinden etkilenerek yapılan ıslahatlar oluşturmaktadır. Tanzimat, ikinci grupta yer alan türden ıslahatların bir neticesi olarak gerçekleşmiş geniş bir ıslahat programı olarak karşımıza çıkmaktadır”
Bu noktada 19. Yy ıslahatlarının zirve noktası olan Tanzimat fermanı, ilanından önceki ıslahatların bir neticesini sunan ve ilanından sonra yapılacak ıslahatların bir programını ortaya koyan bölge olması nedeni ile, Türkiye’nin modernleşme süreci içerisinde önemli bir konuma sahiptir ve Türk tarihsel gelişiminde önemini sürdürmektedir.
TANZİMAT’I HAZIRLAYAN GELİŞMELER
Tanzimat’ı ortaya çıkaran nedenleri, 18. Yy’da Osmanlı toplumunun tüm kurum ve kuruluşlarını ayakta tutan, inanç, düşünce, bilim ve felsefe, askeri, maliye, hukuk, idare, ekonomik ve siyaset alanındaki değişim ve dönüşümlerden ayrı düşünemeyiz. Nitekim , bu değişim ve dönüşümlerin yaşanmasında, Batılı devletlerin Osmanlı toplumu üzerindeki etkisi de önemlidir. Bu bağlamda Tanzimat’ı ortaya çıkaran nedenleri iç ve dış faktörler olarak iki kısımda ele alabiliriz.” İç faktörler, Tanzimat’ın bir sonuç olarak ortaya çıktığı Osmanlı batılılaşma hareketlerini anlatırken genel olarak üzerinde durulan hususlardır. Dış faktörler ise cereyan eden hadiselerdir.”
Gerçekten 16. Yy’dan beri Osmanlı devleti sahip olduğu üstünlüğü kaybedip, devlet kurumlarının ve kanunların asrın ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olmaması, devletin maddi ve manevi gücünü kaybetmiş olması, bunun sonucunda her sahada yenilgiye uğraması yeniden ve geniş bir ıslahat hareketini zorunlu kılıyordu. Bununla birlikte, Osmanlı Devleti’nin müdahale edemediği alanlardaki gelişmeler Tanzimat’ın alanında daha güçlü belirleyiciler olarak ortaya çıkmıştır. Bu gelişmelere bakacak olursak;
Tanzimat’ı hazırlayan siyasi gelişmelerden biri, Osmanlı kendi içinde bir kuvvet olan Mısır valisi Mehmet Ali Paşanın, Osmanlı’ya karşı elde etmiş olduğu başarılardır. Nitekim, “II. Mahmut zamanında, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa, Fransızların yardımı ile bir çok reform yapmış ve oldukça güçlenmiştir. Mora isyanının bastırılmasında gösterdiği yararlılıklardan dolayı kendisine Girit valiliği vad edilmiştir. Ancak, Paşa bunun yanında Suriye valiliğini de istemiş ve bu isteği sultan tarafından red edilmiştir. Bu gelişmeler üzerine, Mısır ile Osmanlı devleti arasında savaş hali başlamıştır”. 2. Mahmut’un Mehmet Ali Paşa karşısında aldığı yenilgiler Osmanlı Devletini Tanzimat’a zorlayıcı bir etki yapmıştır. Bunun yanında Mısır meselesi Tanzimat’ın sadece yeni bir düzen isteğinden değil, kendini koruma ihtiyacından kaynaklandığının somut bir göstergesidir.
Tanzimat’ın bir saltanat sorunu olduğunu belirten Küçük’e göre, saltanata yapılmış en somut tehdit Mısır ve Mehmet Ali Paşadır. Ona göre; “Mısır Tanzimat’ı iki boyutta etkiliyor. Hem bir model hem de zorlayıcı bir neden olarak. Yeniçeriliğe karşı kazanılan zafer gününde Mahmut’un giysileri Mısır’ın Türkiye’deki yenilikler için model olması boyutunu veriyor. Daha sonra Mısır ile savaş ve bu savaşın yol açtığı utanç verici yenilgiler, Mısır’ın zorlayıcı yanını getiriyor. Fakat ister model olsun, isterse zorlayıcı, Mısır 19. Yy Türk aydın ve yenilik tarihinde önemli bir yere sahip bulunuyor.
Tanzimat’ın ilanında Mısır’ın zorlayıcı etkisinin model olma etkisinden daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Mısır meselesi, Osmanlı Devletini yabancı devletlerle birçok antlaşma yapmak zorunda bırakmıştır. Özellikle İngiltere ile yapılan ticaret antlaşması, 2. Mahmut’un Mehmet Ali Paşaya karşı İngiliz desteğini sağlamasının be**** olarak imzalamıştır.
Tanzimat’ı hazırlayan ekonomik gelişmeler ise Mısır meselesi ile bağlantılı olan Tanzimat Fermanı’nın ilanından önce, 16 Ağustos 1838’de İngiltere ile imzalanan Balta Liman Antlaşmasıdır. Balta Liman Antlaşması ile birlikte, İngilizlere ticari alanda geniş imtiyazlar sağlanmıştır. Bu durum, İngilizlerin Osmanlılar üzerinde daha fazla nüfuz sağlamasına olanak tanımıştır. “1838 Osmanlı-İngiliz ticaret antlaşmasını 25 Kasım 1838’de Fransa il imzalanan ticaret antlaşması izlemiştir. Daha sonra benzer hükümler ihtiva eden antlaşmalar Sardunya, Gelemenk, Belçika, Prusya, Sicilya ve Brezilya gibi devletlerle de imzalanmıştır” .
Osmanlı devletinin kötü durumda olan ekonomisi, yabancı devletlerle yapılan antlaşmalarla daha kötüye gitmiştir. Ayrıca batılı devletlere antlaşmalarla verilen imtiyazlar, Osmanlı devletinde nüfuz sahibi olmalarına yol açmıştır.
Balkanlardaki milliyetçilik hareketleri ve Avrupa devletlerinin baskıları da Tanzimat’ı hazırlayan sosyal, siyasal gelişmeler çerçevesinde önemlidir.
1789’da Fransız ihtilalinin bir sonucu olarak ortaya çıkan Milliyetçilik hareketi Avrupa’yı etkisine almış, bu durumdan Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da yer alan eyaletleri de etkilenmiştir. Özellikle Avrupa devletlerinin dini unsurları kullanarak azınlıkları kışkırtmaları ve Hıristiyan tebaanın haklarını korumak bahanesi ile Osmanlı devletine yaptığı baskılar siyasi ve hukuki ıslahatlar yapma zorunluluğunu doğurmuştur.
“Avrupalı devletler, Hıristiyanlıklarını bahane ederek, Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek için gayri Müslim unsurlara hamilik yapmaya başlamıştır. Rusya bir taraftan Balkanlarda Bulgarları destekliyor ve Bulgar milliyetçiliğini körükleyerek onları Osmanlı ‘ya karşı isyana teşvik ediyordu. Diğer taraftan Osmanlı Devleti’ndeki Rum ve Ermeni Ortodoksların dini haklarına gerekçe göstererek bu cemaatlerle ilişkiye geçiyor ve açıkça Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışıyordu. Ermenilerin Katolik oldukları tezinden hareketle Fransa’da Katolik cemaati ile ilgili oldukları devlete telkinlerde bulunuyordu. Hıristiyan mezhepler vasıtası ile kendi çıkarlarını koruyan Fransa ve Rusya’nın faaliyetlerini izleyen İngiltere’de aynı yöneteme başvurarak bölgede Protestanlık propagandası yaptı ve bir Protestan cemaati oluşturdu. İngiltere’nin bu teşebbüsünü Almanya ve ABD’de desteklemiştir” .
Bununla birlikte, Tanzimat’a batının etkisinin devlet zihniyetindeki değişmelerde görmekteyiz. Nitekim, batı memleketlerine elçilikle giden devlet adamlarımız, orada uyanan yeni devlet anlayışı, hürriyet ve eşitlik fikirlerinden etkilenmişlerdir.
“Osmanlı toplumunda 3. Selimin başlattığı yeniliklerin 2. Mahmut tarafından daha katı ve kararlı şekilde yürütülmesi ile, ülkenin kapıları Batıya açılmış oldu. Devletin öncelikle askeri, idari ve mali alanlarda yaptığı değişikliklerle, merkezi idarenin güçlenmesi ve oteritesinin ülkenin her yerinde hakim kılınması isteniyordu. Ancak açılan kapıdan sadece askeri, idari ve mali alanlardaki kurum ve fikirler gelmiyordu. Avrupa’da köklü bir değişimin ateşini körükleyen Fransız ihtilalinin devrimci fikirlerine de ilgi fazlaydı. Bu fikirlerin yurda girişini sağlayan başlıca Osmanlı İmparatorluğu’nda meydana gelen tüm bu gelişmeler, Osmanlı’nın içinde bulunduğu durumdan kurtuluşunun, yalnızca askeri ve teknik ıslahatlarla mümkün olamayacağı fikrini doğurmuştur. Bu noktada, Tanzimat, siyasi-hukuki ıslahatları kapsayan bir programı olarak gündeme gelmiştir.
Faaliyetler, yeni kurulan askeri okullardaki Fransız öğretmenlerin çalışmaları ile Fransız hükümetinin İstanbul’daki propaganda girişimleriydi. Ayrıca Batı ülkelerine gönderilen öğrenciler, diplomatik görevliler, Batı dillerini bilen ve bu dillerde yazılanları okuyan genç bürokrat ve aydınların faaliyetleri de Batılı fikirlerin tanınmasını sağlıyordu” .
3. Selim döneminden itibaren Batı başkentlerinde açılan düzenli temsilciliklerde görevlendirilen genç memurlar Avrupa’daki gelişmeleri ve fikirleri yerinde tanıma olanağı buldular. Bunun yanında 1821’de kurulan Tercüme odasının Türk yenilik tarihinde önemi büyüktür. “1821’de Bab-ı Ali’de kurulan tercüme odasında Batı dillerini öğrenen genç kuşaklar, Avrupa’da çıkan yayınları ve Batıyı daha yakından tanıma imkanı bulan gençler, devletin yeni bürokrat sınıfını oluşturdular, Tanzimat döneminin ünlü sadrazamları, Ali,, Fuat, Reşit Paşalar da içinde olmak üzere pek çok yenilikçi aydın ve bürokrat ilk eğitimlerini Tercüme Odasında gördüler” .
TANZİMAT FERMANININ HAZIRLANMASI VE İLANI
II.Mahmut’un 1826-1839 yılları arasında gerçekleştirdiği ıslahatlar, 3. Selim zamanından beri yapılan ıslahatların devamı olup, Tanzimat ıslahatlarının öncüsüdür. Bu noktada, “Tanzimat kavramının 1839’dan önce kullanıldığı ve II. Mahmut döneminde ilan edilmesinin planlandığını görmekteyiz.
“Mustafa Reşit Paşa Osmanlı Devleti’nde bir reform yapmayı kafasına koymuştu. Bu projeye ‘Tanzimat Hayriye” adını vermiş ve bu reform paketini hazırlayıp bir hatt-ı hümayunla ilan edilmesi hususunda 2. Mahmut’u ikna etmişti. Bu amaçlarla 24 Mart 1838 yılında Meclis-i Vala’yı Ahkam-ı Adliye kuruldu. Meclisin görevi Tanzimat-ı Hayriye’nin nasıl hazırlanacağını müzakere etmek idi. Meclis 31 Mart 1838’de ilk toplantısını yaptı”
Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyenin kurulması ile başlayan Tanzimat Hayriye’nin Gülhane Hattı’nda belirtilen esasların büyük bir kısmını içerdiği görülmektedir. Nitekim, “ II.Mahmut, Meclis-i Vala’yı kurdurarak, yeni düzenlemeler yapma yetkisini bu Meclise devretmiş, iktidarının bir kısmından feragat etmiştir. Reşit Paşanın Hariciye Nazırı sıfatı ile talebi, bu Meclisin yetki alanına girmektedir. Padişah acil görünenleri uygulamaya sokarken, Meclis’in yetkilerini çiğnememeye özen göstermektedir. Tanzimat döneminin ayırt edici vasfı olan, saray iktidarının bürokrasi (Meclis-i Ahkam-ı Adliye )ile paylaşıldığına dair bir işarettir bu” 2. Bu açıdan Tanzimat Meclislerinin, kanunlaştırma hareketi ile birlikte idari, mali, adli ve eğitimle ilgili olanlarda bir reform hareketi hazırlamak ve iktidarın saray ve Bab-ı Ali bürokrasisi ile paylaşılmasına geçişi noktasında da işlevsel olmasından dolayı, “II. Mahmut dönemi ile Tanzimat dönemi arasında bir geçiş meclisi niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.
Mustafa Reşit Paşa, II.Mahmut öldüğünde İngiltere’de bulunuyordu. Abdülmecid tahta çıktığında İstanbul’a gelerek Tanzimat hazırlıklarına başladı. “Abdülmecid’in Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa, Battı uygarlığına hayran bir devlet adamıydı. Elçilik yaptığı Paris ve Londra’da bu ülkelerin yönetim sistemlerini inceleyip yakından bakma imkanı bulmuştu. Mustafa Reşit Paşa, devlet yönetiminin her din ve mezhepten tebaanın hak ve hürriyetlerini güvenceye alacak ve kanun hakimiyetinin tesis edecek şekilde yeniden düzenlenmesini istiyordu. Bu düzenlemeleri öngören bir ferman yayınlaması halinde, Batılı ülkelerin Hıristiyan tebaanın haklarını bahane ederek, Osmanlı’nın içişlerine karışmayacağına, düzenin yeniden sağlanacağına ve böylece çöküşün durdurulacağına inanıyordu” .
Reşit Paşa, fikirlerini Sultan Abdülmecid’e açarak, ıslahatın gerekliliğini anlattı. “Abdülmecid’de, M. Reşit Paşanın fikirlerini kabul etti. Fermanın hazırlanmasını M. Reşit Paşaya bıraktı. Bu vazifeyi üzerine alan M. Reşit Paşa, geceli gündüzlü çalışarak, kendi kalemi ile bir ferman sureti hazırladı, Abdülmecid’e okudu. Fermanı beğenen padişah, temize çektirip imza etti. Padişahın imzasını taşıyan tebliğ ve emirlere “Hatt-ı Humayün” denildiği için bu ıslahat projesine de “Hatt-ı Humayün” denildi. Gülhane Parkı’nda okunduğu için de “Gülhane Hatt-ı Humayün” denildi” .
FERMANI İLANI
Tanzimat fermanı, 3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda, padişah, diğer devlet büyükleri, ulema, lonca ve esnaf temsilcileri ve halkın huzurunda Mustafa Reşit Paşa tarafından okundu “Gülhane Hattı Humayunu adı verilen bu fermanla, Osmanlı Devleti’nde, İslam hukuku ve geleneksel kurumların bıraktığı hızlı bir değişim süreci başladı”
“Tanzimat fermanı, ilanından yaklaşık yirmi gün sonra devletin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi’nin 187 numaralı ve 15 Ramazan1255/22 Kasım 1839 tarihli nüshasında yayınladı. Arkasından Fransızca’ya tercüme edilerek İstanbul’da bulunan yabancı devlet temsilciliklerine gönderildi”
TANZİMAT KAVRAMI VE TANZİMAT’IN DÖNEMİ
Tanzimat kelimesinin lügat manası “düzenlemeler” şeklinde verilebilir. Bu terim “tenzim” kelimesinin çoğu olup, o da “nizam verme” anl***** gelmektedir. Nasıl ki “ Nizam- cedit kavramının, “yeni düzen” ya da “yeni askeri anlamının dışında geniş manası ile, başlangıcı ve sonu belli olan bir dizi ıslahatı ifade ederse, “ Tanzimat” da 3 Kasım 1839’da ilan edilen ferman dışında, Osmanlı Devleti’nin en önemli reformlarının yapıldığı bir dönemi ifade etmektedir”
Bu durum Tanzimat’ın başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesine de yansımıştır. “Geniş anlamıyla Tanzimat (düzenlemeler), Osmanlı devlet yapısında ve devlet toplum ilişkilerinde yapılan düzenlemeleri ifade eder. Bu açıdan bu deyimin kaps*****, 3. Selim ve 2. Mahmut reformlarını sokan yazılar olduğu gibi, Tanzimat döneminin 2. Meşrutiyete (1908) kadar sürdüğü görüşünü savunanlarda vardır. Dar anlamı ile Tanzimat ise, genel olarak kabul edildiği üzere, 1839 Gülhane Hümayunu ile başlayıp 1870’li yılların başlarına kadar süren sınırlı bir dönemi ifade eder”.
Görüldüğü üzere Tanzimat’ın başlangıç ve sona eriş tarihinde tam bir kesinlik yoktur. Bunun nedeni ise, Tanzimat’ın, bir yandan 3. Selim zamanından beri yapılan ıslahatların bir devamı niteliğinde olması, diğer yandan da İmparatorluğunun sonuna kadar etkisini sürdürmesidir.
TANZİMAT FERMANININ İÇERİĞİ
Tanzimat fermanı beş temel alanda düzenlemeler getiriyordu. İslam hukuku ve geleneksel kurumlara ilaveten Batı hukuku ve kurumlarında yapılan düzenlemeler, ekonomi, askeriye, eğitim ve edebiyat, sanat alanında öngörülen düzenlemeleri içeriyordu.
Tanzimat fermanının giriş bölümünde, yayınlanış sebebi padişahın ağzından özetle şöyle açıklanmaktadır; “Devletin ilk dönemlerinde şeriat hükümlerine tam manasıyla riayet edildiği için devletin gücü ve tebaanın refahı yükseldi. Son yüz elli yıldan beri şeriat hakimiyeti kalmadığından, devletin gücü zayıfladı ve tebaasının refah düzeyi düştü. Bu gidişin durdurulabilmesi için devletin iyi idare edilmesi, vatandaşın güvenliğinin sağlanması, halkın malının, ırz ve namusunun korunması, vergi ve askerlik konularında yeni kanunların çıkarılması zorunludur. Müslim ve gayri Müslim tüm tebaaya eşit şekilde uygulanacak bu kanunlarla devletin gücü ve halkın refahı yeniden yükselecektir. Osmanlı ülkesinin coğrafi durumu, toprağın bereketliliği, halkın yeteneği ve zekası göz önünde tutulursa, gerekli çarelere başvurulduğu taktirde; Allah’ın yardımı ile beş- on sene içerisinde istenilen sonuçlara ulaşılacağından kimsenin şüphesi olmasın”.
Padişah, fermanda uyruklara tanınan hakların kendisi tarafından güvence altına alındığını söylemekte, çıkacak yasalar” din ve devlet ve mülk ve milleti ihya için vaz olunacak olduğundan”, bunlara karşı gelmeyeceğine de yemin etmektedir. “ Gülhane Hattı Hümayununda kabul edilen prensipler şu şekilde sıralanabilir”.
- Din ve mezhep ayrımı yapılmaksızın bütün vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanması garanti altına alınmıştır.
- İltizam usulünün kaldırılması ve vergilerin herkesin malına ve gelirine göre alınması kararlaştırılmıştır.
- Devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması için bütün vatandaşların askerlik görevini yapması ve askere alınacak hakkaniyet ilkesine uyulması esasları getirilmiştir
- Suç işleyenlerin durumları yasalar gereğince incelenip karara bağlanmadıkça kimse hakkında ceza uygulanmaması ve kanun önünde herkesin eşit sayılması benimsenmiştir.
- Tüm devlet memurlarına maaş bağlanacak. Rüşvet kesinlikle yasaklanacak ve bu yasağa uymayanlar şiddetle cezalandırılacak.
Tanzimat Fermanı’nın amacı, çeşitli iç ve dış olayların etkisi ile işlemez durumda olan devlet idaresini yenileştirerek devlet oteritesini etkin kılmak, vatandaşa hak ve hürriyetler veren adaletli bir yönetim sistemi kurmaktı.
Fermanda “şeriata uymama” nın bu bozulmanın ana nedeni olarak gösterilmesine rağmen kurtuluşun yeni yasalarda, şeriata dayanmayan yeni kanunlarda aranması çelişik bir durum yaratmaktadır. Bu çelişkinin kaynağı Abadan şöyle anlatmaktadır: “Şeriat ile şeriat – ötesi anlayış arasındaki denge GHH’nın yazılışı sırasında şer’i anlayış doğrultusunda bozulmuştur. Bunda, “ifadede ağırbaşlılığı” sağlamak düşüncesi kadar, ulemayı ve tutucuları ürkütmemek niyeti rol oynamıştır. Yoksa GHH ve Tanzimat anlayışında şeriata bağlılık vurgulamaları ilkesel olmaktan çok biçimseldir,görünüşledir”
Abadan’ın belirttiği üzere Tanzimat’ın bu niteliği daha çok halkın tepkisini azaltmak düşüncesinden kaynaklanmıştır. Nitekim, Tanzimat düşüncesi ne halktan geliyordu, ne de halka mal olmuştu. Aksine Osmanlı toplumuna, taht çevresinden indiriliyor ve bir aydın despotizminin bürokratik dünya görüşüydü.
30 Kasım 2008 18:25 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
tarih soruları
,
öss tarih soruları
,
öss'de çıkmış soruları ve cevapları
XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti
ÖSS SORULARI
1. "Osmanlı tarihinde II. Osman ve III. Selim, dev¬let düzeninde bazı değişiklikler yapmaya çalış¬tıkları için; Abdülaziz ve II. Abdülhamit ise devlet düzeninde yapılmak istenen değişikliklere karşı oldukları için tahtlarından indirilmişlerdir." Yalnız bu bilgilere dayanarak, II. Osman dö¬neminden II. Abdülhamit dönemine kadar ge¬çen süre içinde nasıl bir değişme olduğu söylenebilir?
A) Yenilik taraftarlarının güçlendiği
B) Padişahların devleti iyi yönetmedikleri
C) Halkın, düzeni korumaya çalıştığı
D) Osmanlı Devleti'nin Avrupa'dan etkilenmedi¬ği
E) Padişahların anayasal düzeni benimsedikleri
(1981-ÖSS)
2. XIX. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere ve Fransa sömürgelerinde yaşayanların hakları, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Hıristiyanların haklarından daha sınırlıydı. Buna karşın İngiltere ve Fransa, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Hıristiyan¬ların haklarını yetersiz bularak Osmanlı Devleti'nden, Islahat Fermanı'na uyulmasını istemiş¬lerdir.
İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'nden böyle bir istekte bulunmalarının amacı aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Hıristiyanların yaşam düzeyini yükseltme
B) Kendi ülkelerindeki demokrasi ilkelerini diğer ülkelere de yayma
C) Osmanlı İmparatorluğumun parçalanma ve çöküşünü hızlandırma
D) Osmanlı Devleti'ne başka devletlerin baskı yapmasını önleme
E) Sömürgelerinde yaşayanların uğradıkları haksızlıkları gizleme
(1981-ÖSS)
3. Kırım Savaşını kazanan devletlerden biri ola¬rak Paris Antlaşması'na katılan Osmanlı Dev¬leti'nin, bu antlaşmanın aşağıda verilen mad¬delerinden hangisiyle yenilmiş bir devlet du¬rumuna düşürüldüğü anlaşılmaktadır?
A) Osmanlı Devleti'nin, devletlerin genel hakları bakımından bir Avrupa devleti sayılması
B) Avrupa devletlerinin, Osmanlı Devleti'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanıma¬ları
C) Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti'nden, Hıristiyan azınlığın haklarını yeniden düzen¬lemesini istemeleri
D) Osmanlılarla, Rusların Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurmamaları
E) Osmanlı Devleti ile bu antlaşmayı imzalayan devletlerden biri arasında anlaşmazlık çıktı¬ğında, önce antlaşmayı imzalayan öteki dev¬letlere başvurulması
(11381-ÖSS)
4. Avrupa'da anayasaya bağlı yönetimler oluşturul¬maya çalışılırken, Osmanlı ülkesinde de Tanzi¬mat Fermanı'nın ilan edilmesi, azınlıklar ve çoğu Avrupa devletleri üzerinde olumlu bir etki uyan¬dırmıştı.
Devlet yönetiminden sorumlu olanların ilan ettiği bu ferman, Osmanlı ülkesinde aşağıda¬ki gelişmelerden hangisinin ilk aşaması sayı¬labilir?
A) Laikliğin B)Anayasacılığın
C) Milliyetçiliğin D) Devletçiliğin E) Islahatçılığın
(1984-ÖSS)
5. Osmanlı İmparatorluğu, Yükselme Devri'nde Ba¬tı ile ilgili sorunlarını kendi görüşleri doğrultusun¬da çözmeye çalışmıştır. Tanzimat Devri'nde ise bu tür sorunların çözülmesinde Batılı büyük dev¬letlerle görüş birliği içinde olmaya önem vermiş¬tir.
Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı İmparator¬luğunun Batıya karşı tutumundaki bu değiş¬menin bir açıklaması olamaz?
A) Büyük devletlerin olumsuz tutumlarından çe¬kinmektedir.
B) Islahatların Avrupa devletlerince de tanınma¬sına çalışmaktadır.
C) Siyasal gücünü bu yolla korumak istemekte¬dir.
D) Genişleme siyasetini bu yolla sürdürmekte¬dir.
E) Batı ile sorunlarını barış yolu ile çözmeye ça¬lışmaktadır.
(1985-ÖSS)
6. Osmanlı Devleti'nin Meclis-i Mebus an’da Bal¬kan uluslarına da temsil hakkını tanımış ol¬masının amaçları arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Avrupa devletlerinin içişlerimize karışmasını önleme
B) Balkan uluslarını yönetime katma
C) Meclisin devamlılığını sağlama
D) Rusya'nın Balkanlar'ı Slavlaştırmasını önle¬me
E) İmparatorluğun bütünlüğünü koruma
(1985-ÖSS)
7. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı İmparator¬luğu döneminde görülen bir yenilik (ıslahat)değildir?
A) Divan'dan Meclis-i Mebus an'a geçiş
B) Monarşi'den Meşrutiyet'e geçiş
C) Yeniçeri Ocağı 'ndan Nizam-ı Cedit'e geçiş
D) Mecelle'den Kanun-u Esasi'ye geçiş
E) Medrese'den Enderun'a geçiş
(1986-ÖSS)
8. Osmanlı imparatorluğu döneminde, yeni tarzda öğretim yapan okulların yanında mahalle mek¬tepleri ve medreseler de varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Bu durum aşağıdakilerden hangisine yol aç¬mıştır?
A) Dinsel baskının artmasına
B) Yeni bir eğitim politikasının saptanmasına
C) Kültür çatışmalarının ortaya çıkmasına
D) Okur-yazar sayısının azalmasına
E) Bilim ve teknolojinin gelişmesine
(1986-ÖSS)
9. Osmanlı tarihinin,
Kuruluş döneminde "ümmet",
Tanzimat döneminde "devlet"
Meşrutiyet döneminde "Türklük" anlayışı egemen olmuştur.
Aşağıdakilerden hangisi bu gelişmelerde et¬kili olmamıştır?
A) Yönetimdeki kişiler
B) İslam dini
C) Ekonomik yapı
D) Siyasal değişmeler
E) Avrupa'daki gelişmeler
(1986-ÖSS)
10. XIX. yüzyılda Rusya'nın;
I. Balkan Yarımadasını Slavlaştırmaya çalışma
II. Açık ve sıcak denizlere çıkmak isteme
III. Osmanlı ülkesindeki Ortodoksların haklarını korumaya çalışma
IV. Gücünü Avrupa devletlerine kabul ettirmeye çalışma
V. Osmanlı ülkesinde yapılan ıslahatları yeter¬siz bulma
VI. Hürriyetçi fikirlere karşı çıkma girişimlerinden hangileri, Osmanlı Rus ilişki¬leri üzerinde en az etkili olmuştur?
A) I ve III B)lll veV C)l veV D) IV ve VI E) I ve II
(1986-ÖSS)
11. XIX. yüzyılda, Osmanlıların girdiği savaşlar ge¬nellikle yenilgi ile sonuçlanmıştır. Osmanlı ülke¬sinde ticaret azınlıkların elindedir. Hammadde Avrupa ülkelerine satılmakta; dışarıdan bol mik¬tarda, ucuz ve çeşitli mallar gelmektedir.
Aşağıdakilerden hangisi bu durumun bir so¬nucu değildir?
A) Yeni fabrikaların kurulması
B) Küçük sanayi atölyelerinin azalması
C) İşsizliğin artması
D) Yönetimde yeni arayışların artması
E) Dış ticarette dengenin bozulması
(1986-ÖSS)
12. Aşağıdaki belgelerden hangisi, Osmanlı devleti'nin ayanlara söz geçiremeyecek hale gel¬diğini gösteren bir kanıttır?
A) Fatih Kanunnamesi
B) Sened-i İttifak
C) Tanzimat Fermanı
D) Islahat Fermanı
E) Kanun-u Esasiye
(1988-ÖSS)
13. Hünkar İskelesi Antlaşması'nda Osmanlı Devle¬ti, Rusya bir saldırıya uğrarsa Boğazları kapat¬mayı kabul etmiştir.
Bu durumdan büyük ölçüde rahatsız olan devletlerden biri aşağıdakilerden hangisidir?
A) Prusya B) İngiltere C)Avusturya D) Piyemonte E) İspanya
(1989-ÖSS)
14. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı İmparator¬luğumda, XVII. yüzyıldan XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar yapılan ıslahatlarda askeri alana ağırlık verilmesine yol açan etkenlerden biri değildir?
A) Askeri harcamaların hızla artması
B) Yeniçeri Ocağı'nın bozulması
C) İmparatorluğun toprak kaybetmesi
D) İmparatorluğun dağılma tehlikesiyle karşılaş¬ması
E) Devletin uluslararası saygınlığının azalması
(1989-ÖSS)
15. Fransız İhtilali'nden sonra Cumhuriyetçiliği ve özgürlüğü savunan kimi kitaplar Türkçeye ve azınlıkların dillerine çevrilerek Osmanlı ülkesin¬de de yayınlanmıştır.
Bu yayınların, aşağıdakilerin hangisi üzerin¬de önemli bir etkisi yoktur?
A) Tanzimat ve Islahat hareketleri
B) Ulusçuluk akımları
C) Genç Osmanlı ve Jön Türk hareketleri
D) Osmanlıların I. Dünya Savaşı'na katılmaları
E) I. ve II. Meşrutiyet hareketleri
(1990-ÖSS)
16. Osmanlı İmparatorluğu'nda, Padişahın otoritesi¬ni halkın temsilcilerinden oluşan bir meclisle sı¬nırlandırmak amacıyla meşrutiyet sistemine ge¬çilmiştir.
Bu değişiklik aşağıdakilerden hangisinin bir sonucudur?
A) Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmış olması
B) Osmanlı aydınlarının demokrasi alanındaki gelişmelerden etkilenmesi
C) Osmanlı İmparatorluğu'nun güçlenmesi
D) Ayanların yetkilerinin artırılması
E) Dünyada, monarşik sistemlerin sona ermesi
(1991-ÖSS)
17. Sultan Abdülmecit, vergilerin herkesin gelirine göre toplanmasını, mahkemelerin açık yapılma¬sını, kimsenin haksız yere, yargılanmadan idam edilmemesini öngören Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesine izin vermiştir. Ayrıca herkesin bu Fermana itaat etmesini istemiş, kendisinin de Fermana uyacağını belirtmiştir. Sultan Abdülmecit'in bu tutumu Osımanlı top¬lumunda aşağıdakilerden hangisinin benim¬senmeye çalışıldığının bir göstergesidir?
A) Halkın yönetime katılması
B) Dini hoşgörü
C) Bütçe anlayışı
D) Kültürel bağımsızlık
E) Kanun üstünlüğü
(1992-ÖSS)
18. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan önce topla¬nan İstanbul Konferansı'na katılan Avrupa dev¬letleri, Bosna-Hersek ve Bulgaristan'da hakim ve valileri kendilerinin seçmelerini Osmanlı Devleti'ne önermişlerdir. Osmanlı Devleti ise bu öneri¬yi reddetmiştir.
Osmanlı Devleti'nin bu öneriyi reddetmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Avrupa devletleri arasındaki görüş birliğin¬den yararlanmak istemesi
B) Dünyadaki siyasi bloklaşmalara karşı olması
C) Yerel yönetimlere yetki vermek istemesi
D) Ruslarla iyi ilişkiler içinde olmak istemesi
E) İçişlerine karıştırılmasına karşı olması
(1993-ÖSS)
19. Osmanlı sultanı II. Mahmut yayımladığı bir fer¬manla, "kişinin malına devletçe el konulması"geleneğini kaldırmıştır.
II. Mahmut, bu fermanla aşağıdakilerden han¬gisini amaçlamıştır?
A) Yabancılara verilen ayrıcalıkların kaldırılma¬sını
B) Gelir dağılımındaki dengesizliklerin gideril¬mesini
C) Mülkiyet hakkının güvence altına alınmasını
D) Dışarıdan mal alımının sınırlandırılmasını
E) Yeni bir ekonomik sisteme geçilmesini
(1993-ÖSS)
20. Osmanlı toplumunda XIX. yüzyıla kadar, halkın siyasi düşüncelerini yönlendiren önemli gelişme¬ler olmamıştır.
Bu durum aşağıdakilerden hangisini engelle¬miştir?
A) Gelenek ve göreneklerin gücünü korumasını
B) Din ile devlet işlerinin birlikte yürütülmesini
C) Yönetenler ile halk arasında kültür farkı oluş¬turmasını
D) Halkın yönetime bağlılığının sürmesini
E) Demokrasi anlayışının gelişmesini
(1994-ÖSS)
21. Osmanlılarda XIX. yüzyıla kadar, kızlar ilkokul¬dan sonra öğrenime devam edemezlerdi. Ola¬nakları olanlar isterlerse evlerinde özel ders alır¬lardı. XIX. yüzyılda kızların ilkokuldan sonra de¬vam edebilecekleri öğretmen ve sanayi okulları açıldı.
XIX. yüzyıldaki bu gelişme aşağıdakilerden hangisini gösterir?
A) Bütün okulların devletin denetimi altına alın¬dığını
B) Okuma-yazma seferberliğine geçildiğini
C) Din eğitimi ile çağdaş eğitimin birleştirildiğini
D) Eğitim anlayışında değişiklik olduğunu
E) Karma eğitime (kız-erkek) geçildiğini
(1994-ÖSS)
22. 1876 Anayasası'yla Müslüman olsun olmasın Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan¬lar din, ırk ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin "Osmanlı" sayılmıştır.
Bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nda, aşağı¬dakilerden hangisine gereksinim duyulduğu¬nun bir göstergesi sayılabilir?
A) Ümmetçilik anlayışının korunmasına
B) Azınlık haklarının sınırlandırılmasına
C) Birlik ve beraberliğin korunmasına
D) Geleneklere bağlı kalınmasına
E) Saltanat sisteminden vazgeçilmesine
(1995-ÖSS)
23. II. Mahmut'tan itibaren, Osmanlı ülkesinde Avru¬pa usulünde eğitim gören aydın bir sınıf yetiş¬miştir. Bu sınıf, şahıslara göre devamlı değişen bir yönetim yerine, hukuka dayalı, kurumları olan yeni bir yönetimin kurulması için çalışmıştır.
Bu duruma göre, Osmanlı aydınlarının ulaş¬mak istediği amaç aşağıdakilerden hangisi¬dir?
A) Osmanlı toplumunda ulus bilincini yerleştir¬mek
B) Öğretim sisteminde ikiliği kaldırmak
C) Veraset sistemini değiştirmek
D) Gelenek ve görenekleri sürdürmek
E) Egemenlik anlayışını değiştirmek
(1995-ÖSS)
24. XIX. yüzyılda, Osmanlı Devleti'nin sınırları dara¬lırken sınırlar içindeki nüfusu gitgide artmaktay¬dı.
Bu durum aşağıdakilerden hangisinin sonuç¬larından biridir?
A) Savaşlarda kaybedilen yerlerden gelen göç¬lerin
B) Osmanlı toplumunun değişik etnik yapıda ol¬masının
C) Savaşların, daha çok sınırlardaki çatışmalar¬dan çıkmasının
D) Savaşlarda ele geçen esirlerin sayıca fazla olmasının
E) Köyden kentlere göçlerin artmasının
(1995-ÖSS)
25. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin toprak kaybet¬mesi sonucu sınırların daralmasına karşın, de¬vam eden göçler nedeniyle sınırların içindeki nü¬fus giderek artmıştır.
Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı ülkesinde bu durumun sonuçlarından biri değildir?
A) Şehirlerde günlük yaşam şeklinin değişmesi
B) Azınlık sorununun ortadan kalkması
C) Tüketimin artması
D) Konut gereksiniminin artması
E) Şehir nüfusunun artması
(1996-ÖSS)
26. Osmanlı döneminde İngiltere ile yapılan Balta Li¬manı Antlaşmasından başlayarak o zamana ka¬dar yüzde üç olan gümrük vergisi ihracatta yüz¬de on iki, ithalatta ise yüzde beş olarak belirlen¬miştir.
Bu bilgiye dayanarak,
I. Osmanlı Devleti'nde sanayi gelişecektir.
II. Osmanlı tacirleri yabancı tacirlere rekabet edecek duruma gelecektir.
III. Yabancı mallar Osmanlı Devleti'nin pazarla¬rına egemen olacaktır.
IV. Osmanlı Devleti ticaret yolları üzerindeki egemenliğini sürdürecektir.
V. Osmanlı Devleti ekonomik yönden giderek dışa bağımlı olacaktır.
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
A) I ve III B)l ve V C)ll velll D) II ve V E) III ve V
(1996-ÖSS)
27. Aşağıdaki olaylardan hangisi, Osmanlı ülke¬sinde ordunun yenilikleri koruduğunun bir göstergesidir?
A) II. Osman'ın devlet düzeninde değişiklik yap¬maya çalıştığı için tahttan indirilmesi
B) Meşrutiyet rejimine karşı olanların çıkardığı 31 Mart Olayı'nı Hareket Ordusu'nun bastır¬ması
C) III. Selim'in devlet düzeninde yaptığı değişik¬likler nedeniyle tahttan indirilmesi
D) IV. Mehmet döneminde ulufelerin zamanında ödenmemesi üzerinde yeniçerilerin ayaklan¬ması
E) Yeniçeri sayısının artırılması, buna karşılık tı¬marlı sipahi sayısının azalması
(1996-ÖSS)
28. Fransa ve İngiltere 1856 yılında imzalanan Paris Antlaşması'yla Osmanlı Devleti'nin toprak bü¬tünlüğünü kabul ederken, Birinci Dünya Savaşı sırasında aralarında yaptıkları gizli antlaşmalar¬la Osmanlı Devleti'ni parçalamışlardır. Fransa ve İngiltere'nin tutumundaki bu de¬ğişme,
I. Osmanlı Devleti siyasi gücünü yitirmiştir.
II. Avrupa'da sosyalist görüşlerin neden olduğu iç olaylar çıkmıştır.
III. Avrupa devletleri Osmanlı Devleti'ni yenilik yapmaya zorlamıştır. IV Avrupa devletlerinin hammadde ve Pazar gereksinimleri artmıştır. Yargılarından hangileriyle açıklanabilir?
A) I ve II B) I ve III C) I ve IV D) II ve IV E) III ve IV
(1996-ÖSS)
29. Tanzimat Fermanı ile,
- Vergilerin herkesin gelirine göre düzenli bir şekilde toplanması
- Hiç kimsenin haksız yere ve yargısız idam edilmemesi
- Herkesin kendi mal ve mülküne sahip olma¬sı ilkeleri kabul edilmiştir.
Aşağıdakilerden hangisi bu ilkelerde gözeti¬lenlerden biri değildir?
A) Eşitlik B) Adalet C) Özel mülkiyet D) Kişi hakları E) Bağımsızlık
(1997-ÖSS)
30. Osmanlı Devleti'nde, XIX. yüzyılın ilk yarısında Müslüman nüfus ile Müslüman olmayanların nü¬fus oranları XVI. yüzyıldaki oranlarla aynıyken, XX. yüzyılın başlarında Müslümanların oranında büyük artış olmuştur.
Bu artışta aşağıdakilerden hangisinin etkili olduğu savunulamaz?
A) Dış göçlerin
B) Sınırların daralmasının
C) Uluslararası antlaşmaların
D) Savaşlarda yenilgiye uğranılmasının
E) Kentleşmeye yönelinmesinin
(1998-ÖSS)
31. XIX. yüzyılda, Avrupa malları Osmanlı iç pazar¬larına girmiş; diğer yandan hammadde ihracatı yoğunluk kazanmıştır.
Bu bilgiye dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
A) Gümrük vergileri artmıştır.
B) Yerli mal üretiminin ekonomideki payı azal¬mıştır.
C) Hammadde fiyatları düşmüştür.
D) Osmanlı parası değer kazanmıştır.
E) Tüketim maddesi çeşitlerinde azalma olmuş¬tur.
(1998-ÖSS)
32. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan önce Avrupa devletleri tarafından Osmanlı Devleti'ne bildirilen Londra Protokolü'nde, Osmanlı topraklarından olan Bosna-Hersek ve Bulgaristan'da ıslahat ya¬pılması, bu yörelerde bulunan Osmanlı ordusu¬nun bir kısmının terhis edilmesi ve yapılacak ıs¬lahatın İstanbul'daki elçiler tarafından kontrol edilmesi istenmiştir.
Avrupa devletlerinin bu istekleri, aşağıdaki¬lerden hangisine bir hazırlık niteliğindedir?
A) Osmanlı Devleti'nin içte ve dışta güç kazan¬masına
B) Müslüman olmayanların mecliste, Müslüman olanlarla aynı oranda temsil edilmesine
C) Bu yörelerin yönetimde özerklik kazanması¬na
D) Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda toprak bü¬tünlüğünün korunmasına
E) Osmanlı Devleti'nin Avrupa devletler huku¬kundan yararlanmasına
(1999-ÖSS İPTAL]
33. Kanun-i Esasî'de yer alan,
I. Padişahın Mebuslar Meclisi'ni dağıtabilmesi
II. Padişahın izni olmayan bir kanunun mecliste görüşülmemesi
III. Bakanların yalnız padişaha karşı sorumlu ol¬ması
IV. Mebuslar Meclisi üyelerinin dört yıl için seçil¬mesi
hükümlerinden hangileri "ulus egemenliği" il¬kesine aykırı düşmez?
A) Yalnız III B) Yalnız IV C) I ve IV D) II ve III E) II ve IV
(1999-ÖSS İPTAL)
34. II. Mahmut döneminde yapılan aşağıdaki re¬formlardan hangisi, doğrudan devlet otorite¬sinin güçlenmesine yönelik bir uygulama de¬ğildir?
A) Devlet yönetimine bakanlık usulünün getiril¬mesi
B) Memurların can ve mal güvenliğinin sağlan¬ması
C) İlköğretimin zorunlu hale getirilmesi
D) Polis ve posta teşkilatlarının kurulması
E) Yenilik hareketlerine karşı çıkan Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması
(1999-ÖSS)
35. Kırım Savaşı sonunda imzalanan Paris Antlaş¬masında yer alan hükümlerden bazıları şunlar¬dır:
I. Osmanlı Devleti'nin bir Avrupa devleti sayıl¬ması
II. Karadeniz'in tarafsız hale getirilmesi
III. Eflak ve Boğdan'da, iç yönetimde özerkliğin bir Avrupa komisyonu tarafından düzenlen¬mesi
IV. Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünün bü¬yük devletlerce tanınması
Bu hükümlerden hangileri Osmanlı Devleti çıkarlarına aykırıdır?
A) Yalnız I B) Yalnız II C)l ve III D) II ve III E) III ve IV
(1999-ÖSS)
36. Baltalimanı Antlaşması'ndan önce, yerli ve ya¬bancı tüccarlar mallarını ülke içinde bir bölgeden diğerine taşırlarken iç gümrük vergisi ödemek zorundaydılar. Yabancı tüccarlar Balta limanı Antlaşması'yla bu yükümlülükten kurtulmuşlar;
fakat yerli tüccarlar iç gümrük vergisini ödemeyi sürdürmüşlerdir.
Aşağıdakilerden hangisi, Baltalimanı Antlaş¬masıyla ortaya çıkan bu durumun sonuçla¬rından biri değildir?
A) Osmanlı pazarlarına, yabancı tüccarların egemen olması
B) Yerli tüccarların yabancı tüccarlarla rekabet etmesinin zorlaşması
C) Bazı yerli tüccarların ticaret hayatından çekil¬mek zorunda kalması
D) Ticaret gelirlerinin daha çoğunun yabancıla¬ra gitmesi
E) Yerli mallarda kalitenin artması
(1999-ÖSS)
37. Fransız İhtilali, Osmanlı Devleti'nde
I. Tanzimat Fermanı'nın ilanı
II. Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin kurulması
III. Kanun-i Esasi'nin kabul edilmesi
IV. Milliyetçilik hareketlerinin başlaması gibi ge¬lişmelerde etkili olmuştur.
Bu gelişmelerden hangileri, Osmanlı Devle¬ti'nin yönetim biçiminde değişiklikle sonuç¬lanmıştır?
A) Yalnız I B) Yalnız III C)l ve II D) II ve IV E) I, II, III ve IV
(2000-ÖSS)
38. Tanzimat döneminde, Osmanlı Devleti'nde Avru¬pa ile ilişkiler artmış, ülkede gazeteler çıkarılmış, bu gazetelerde siyasi ve kültürel konularda yazı¬lar yazılmaya başlanmıştır.
Aşağıdakilerden hangisinin bu durumun so¬nuçlarından biri olduğu savunulamaz?
A) Halkın aydınlanması
B) Halkın yenilik hareketlerine öncülük etmesi
C) Halkın çevrede olup bitenlere ilgi duyması
D) Okuma ve yazmanın önem kazanması
E) Kültürel etkileşimin artması
(2000-ÖSS)
39. Osmanlı Devleti'ndeki bazı gelişmeler şunlardır: I. Sened-i İttifak ile ayanlardan devletin emirle¬rine uyacaklarına dair söz alınmıştır.
II. "Devlet Ocak içindir" anlayışıyla hareket eden Yeniçeri Ocağı kaldırılmıştır.
III. Tanzimat Fermanı'yla, her kuvvetin üstünde kanun kuvvetinin varlığı kabul edilmiştir
Bu gelişmelerden hangileri, padişaha yeni¬den güç kazandırma amacına yöneliktir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C)l ve II D) II ve III E) I, II ve III
(2001-ÖSS)
40. Osmanlı Devleti'nde,
I. Tanzimat Dönemi'nde, batılı anlayışla çalı¬şan okulların yanında medreselerin varlığını sürdürmesi
II. İkinci Mahmut Dönemi'nde, devlet memurla¬rının kavuk yerine fes giymelerinin kabul edilmesi
III. İkinci Mahmut'un, resmini devlet dairelerine astırması
IV. Osmanlı matbaasının kurulması ve din kitap¬ları dışındaki kitapların matbaada basılması¬na izin verilmesi
uygulamalarından hangileri, toplumun belli bir kesiminin tepkisinden çekinildiğini göste¬rir?
A) I ve II B) I ve IV C)ll ve III D) II ve IV E) III ve IV
(2001-ÖSS)
41. I. Balkanlarda Panslavizm hareketlerinin baş¬laması
II. Sömürgecilik hareketlerinin hızlanması
III. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması
Gelişmelerinden hangilerinin, Osmanlı Devleti’ni olumsuz etkilediği savunulabilir?
A.) Yalnız I B.) Yalnız II C.) Yalnız III D.) I ve II E.) II ve III
42. Osmanlı Devleti dışarıdan aldığı borçları ödeye¬meyince, alacaklı devletler Osmanlı Devleti'nin maliyesini denetlemek için bir yönetim kurmuş¬lardır.
Böyle bir yönetimin kurulması, Osmanlı Dev¬leti'nin aşağıdaki özelliklerinden hangisinin dikkate alınmadığını gösterir?
A) Anayasal düzene geçmesinin
B) Bağımsız olmasının
C) Merkeziyetçi olmasının
D) Padişahın Halife sanını taşımasının
E) Yabancılara ayrıcalıklar tanınmış olmasının
(2003-ÖSS)
43. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde,
I. Demiryolları yapımına önem verilmesi
II. Telgrafın kullanılmaya başlanması
III. Bazı malların ticaretini yerli ve yabancı tüc¬carlara yasaklayan tekel sisteminin Balta Li¬manı Antlaşması'yla kaldırılması gelişmelerinden hangilerinin, merkezi yöneti¬min güçlendirilmesine yardımcı olduğu savu¬nulabilir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III
(2003-ÖSS)
44. Osmanlı İmparatorluğu'nda,
- III. Selim "Nizam-ı Cedit" hareketini başlat¬mıştır.
- II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmış, yeri¬ne Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla bir ordu kurmuştur.
- Abdülmecit, Tanzimat Fermanı'nı ilan etmiş¬tir.
Yalnızca bu bilgilere dayanarak III. Selim, II. Mahmut ve Abdülmecit'le ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
A) Saltanat sürelerinin uzun olduğu
B) Yenilik taraftarı oldukları
C) Dış politikada değişikliğe gittikleri
D) Dönemlerinde ayaklanmalar olduğu
E) Kendilerinden önce yalnız askerî alanda ye¬nilik yapıldığı
(2004-ÖSS)
45. Batılı devletler, Osmanlı İmparatorluğunun iç işlerine karışmak için aşağıdakilerden han¬gisini dayanak olarak kullanmışlardır?
A) Sened-i İttifak'ı
B) Veraset Sistemini
C) Devşime Kanunu'nu
D) Tımar Sistemini
E) Azınlık haklarını
(2004-ÖSS)
46. 1876 yılında ilan edilen Kanun-u Esasiye gö¬re,
I. Hükümet padişaha karşı sorumludur.
II. Mebusan Meclisi üyelerini halk seçer.
III. Meclisi açıp kapama yetkisi padişaha aittir. Bu durumlardan hangileri, Osmanlı Devle-ti'nin monarşik yapısının değişmediğini gös¬terir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C)l ve II D) I ve III E) II ve III
(2006-ÖSS Sos-l)
47. I. İspanya'da Hıristiyanlık baskılarından kaçan Yahudilerin Osmanlı Devleti'ne sığınması,
II. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın ayaklanması,
III. Halifenin Mısır'dan İstanbul'a getirilmesi
gelişmelerinden hangileri, Osmanlı Devleti'nde dış sorun yaratmıştır?
A) Yalnız I B) Yalnız II C)lvell D) I ve III E) II ve III
(2006-ÖSS Sos-2)
48. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı'ndan sonra yapı¬lan Berlin Antlaşması'yla Bosna-Hersek'i dene¬timi altına alan Avusturya, Osmanlı Devleti'nde meşrutiyetin ilanının ilk günlerindeki iktidar boş¬luğundan yararlanarak bu toprakları kendine bağlamıştır.
Avusturya'nın bu davranışının amacı aşağı¬dakilerden hangisinin engellenmesidir?
A) Süveyş Kanah'nın açılmasının
B) Rusya'nın Balkanlar'da yayılmasının
C) Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanmasının
D) Macar mültecilerinin Osmanlı Devleti'ne sa-ğınmasının
E) Osmanlı Devletinin Trablusgarpı İtalya'yabırakmasının
(2006-ÖSS Sos-2)
49. 1871 yılında birliğini sağlayan Almanya, Hindis¬tan'a giden ticaret yollarını kesmek ve aynı za¬manda Osmanlı padişahı olan halifenin manevi gücünü kullanarak bölgedeki Müslümanları ayaklandırmak istemiştir.
Almanya, Osmanlı Devleti üzerinde nüfuz sa¬hibi olmayı amaçlayan bu yaklaşımıyla aşağı¬daki devletlerden hangisinin üstünlüğüne son vermek istemiştir?
A) İngiltere B) İtalya C) Hollanda D) İspanya E) Portekiz
(2006-ÖSS Sos-2)
50. Tanzimat Fermanı'nın kendisinden önce ya¬pılan ıslahat hareketlerinden çok daha önem¬li bir belge sayılmasında,
I. Avrupa'nın üstünlüğünün kabul edilmesi,
II. Tebaa arasındaki ayrıcalıkların giderilmesi,
III. Yönetimde yeni esaslar getirilmesi durumlarından hangilerinin etkili olduğu sa¬vunulabilir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) II ve III
(2006-ÖSS Sos-2)
51. XIX. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı tarihçileri İslamiyet ten önceki Türk tarihiyle ilgilenmemiş¬lerdir.
Bu durumun aşağıdakilerden hangisinin ge¬cikmesinde etkili olduğu savunulabilir?
A) Türk milliyetçiliğinin uyanması
B) İmparatorluğun bünyesindeki çeşitli toplum¬ların milliyetçilik akımından etkilenmesi
C) Çeşitli alanlarda ıslahat yapılması
D) Avrupa'nın üstünlüğünün kabul edilmesi
E) Osmanlı Devleti'nin toprak kaybetmesi
(2007-ÖSS Sos-1)
51. XIX. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı tarihçileri İslamiyetten önceki Türk tarihiyle ilgilenmemiş¬lerdir.
Bu durumun aşağıdakilerden hangisinin ge¬cikmesinde etkili olduğu savunulabilir?
E) Türk milliyetçiliğinin uyanması
F) İmparatorluğun bünyesindeki çeşitli toplum¬ların milliyetçilik akımından etkilenmesi
G) Çeşitli alanlarda ıslahat yapılması
H) Avrupa'nın üstünlüğünün kabul edilmesi
E) Osmanlı Devleti'nin toprak kaybetmesi
(2007-ÖSSSos-1)
52. Osmanlı Devleti'nin egemen olduğu topraklar üzerinde dili, dini, gelenekleri birbirinden farklı uluslar yaşamış ve bunların ulusal niteliklerini değiştiren bir politika izlenmemiştir.
Böyle bir tutumun,
I. Osmanlı Devleti'ni yıkmak isteyen devletlerin Osmanlı'nın iç işlerine karışması,
II. Osmanlı ülkesinde yaşayan azınlıkların ba¬ğımsızlık kazanması,
III. Osmanlı Devleti'nin teokratik yapısının ko¬runması
durumlarından hangilerini kolaylaştırdığı sa¬vunulabilir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C)I ve II D) I ye II E) II ve III
(2007-ÖSS SOS-1)
53. 1876 yılında düzenlenen İstanbul Konferansı'nın toplandığı ilk gün, Osmanlı Devleti'nin Kanunu-Esasi'yi yürürlüğe koyması ve meşru¬tiyeti ilan etmesinin nedenlerinden birinin aşa¬ğıdakilerden hangisi olduğu savunulabilir?
A) Konferansın alacağı kararlarda etkili olmak istemesi
B) Konferansın dağılmasını önlemeye çalışması
C) İngiltere'nin Kıbrıs'a yerleşmesini önlemek is¬temesi
D) Balkanlarda yapılacak ıslahat için Rusya'nın desteğini sağlamayı gerekli görmesi
E) Osmanlı-Rus savaşını önlemek amacıyla Londra'da toplanacak konferansı etkilemek istemesi
(2007-ÖSS Sos-2)
ÖYS SORULARI
54. Osmanlı halkı hangi devirde, padişahın ya¬nında yönetime ortak olmaya başlamıştır?
A) Kuruluş Devri B) Yükselme Devri C) Lale Devri D) Tanzimat Devri E) Meşrutiyet Devri
(1981-ÖYS)
55. Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerinde tarihle ilgile¬nen temel yazarlar, Türk tarihinin sadece Os¬manlı döneminde kalan bölümü üzerinde dur¬muşlar ve Türk tarihini bir Osmanlı tarihi gibi gösterme çabasına girmişlerdir.
Bu dönemde, Türk tarihini böyle göstermek¬le ulaşılmak istenen amaç ne olabilir?
A) Çeşitli etnik unsurları birbiriyle kaynaştırarak imparatorluğu ayakta tutmak
B) Osmanlıların, İslamiyet'e ve uygarlığa yaptı¬ğı hizmetleri ortaya koymak
C) Batıda gelişen yeni akımları Müslüman halka benimsetmek
D) Batı ülkelerinin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı geliştirdiği olumsuz tavırları ortadan kaldırmak
E) Anadolu'nun gerçek sahibinin Osmanlı Türk¬leri olduğunu kanıtlamak
(1981-ÖYS)
56. 1856 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile Fransa ve İngiltere, Osmanlı topraklarının bütün¬lüğünü korunması ilkesini kabul etmişlerdir. An¬cak, daha sonraki gelişmeler nedeniyle, bu dev¬letler ya Osmanlı topraklarının parçalanmasına fiilen katılmışlar ya da başka devletlerin bu toprakları parçalanmasına seyirci kalmışlardır. Fransa ve İngiltere'nin tutumlarında görülen bu değişiklik hangi nedene bağlanabilir?
A) Avrupa ya da milliyetçilik fikirlerini yayılması¬na
B) Hammadde ve pazar gereksinimlerinin art¬masına
C) Osmanlı topraklarını parçalamak isteyen Ruslarla ilişkilerini bozmak istemelerine
D) Yaygınlaşan sosyalist görüşlerin neden oldu¬ğu iç olaylarla uğraşmak zorunda kalmaları¬na
E) Kendi uygarlıklarını diğer ülkelere de yay¬mak istemelerine
(1981-ÖYS)
57. Osmanlı Devletinin gelir kaynaklarına el koymak demek olan Genel Borçlar İdaresi (Düyu¬nu Umumiye) aşağıda adları yazılı padişahlar¬dan hangisi zamanında kurulmuştur?
A) II. Abdülhamit B)Abdülaziz C) Vahdettin D)V. Mehmet Reşat E) Abdülmecit
(1982-ÖYS)
58. Ayastefanos ve Berlin antlaşmaları arasında bü¬yük ölçüde benzerlik olmasına karşın bu antlaş¬maların bütün hükümleri birbirinin aynı değildir.
Bu iki antlaşmanın aşağıdakilerden hangisi ile ilgili hükümleri arasında bir fark vardır?
A) Kars, Ardahan ve Batum'un Rusya'ya veril¬mesi
B) Romanya'ya bağımsızlık verilmesi
C) Karadağ'a bağımsızlık verilmesi
D) Sırbistan'a bağımsızlık verilmesi
E) Doğu Beyazıt'ın Osmanlı Devleti'nde kalması
(1982-ÖYS)
59. Osmanlı-Rus ilişkileri üzerinde, Rusya'nın hangi tutumu en az etkili olmuştur?
A) Balkan yarımadasını Slavlaştırmaya çalış¬ması
B) Açık ve sıcak denizlere çıkmak istemesi
C) Orta Asya'ya yayılma siyaseti izlemesi
D) Osmanlı ülkesindeki Ortodoksların haklarını korumaya çalışması
E) Kendini Avrupa devletlerine kabul ettirmeye çalışması
(1983-ÖYS)
60. Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması Os¬manlı yönetimine aşağıdaki yararlardan han¬gisini sağlamıştır?
A) İç isyanların önlenmesini
B) Halkın yönetimine katılmasını
C) Toprak dağıtımının yeniden düzenlenmesini
D) Savaşlardaki yenilgilerin sona ermesini
E) Padişahların yönetime yeniden egemen ol¬masını
(1983-ÖYS)
61. XIX. yüzyılda Osmanlı ülkesinde küçük sanayi atölyeleri ortadan kalkmış, işsiz insan sayısı art¬mıştır.
Bu durumun ortaya çıkışında aşağıdakiler¬den hangisi en önemli etken olmuştur?
A) Dışarıdan bol ve ucuz sanayi ürünü mal gel¬mesi
B) Arazi dağıtımının dengesiz olması
C) Hammaddenin sanayileşmiş Avrupa ülkeleri¬ne satılması
D) Sürekli savaşlar sonucu kaliteli insan gücü¬nün azalması
E) Ticaretin azınlıklar elinde olması
(1983-ÖYS)
62. 1. I. Mehmet Çelebi
2. III. Selim
3. I. Osman
4. II. Mahmut
5. Abdülmecit
Yukarıdaki Osmanlı padişahları kurucular ve ıslahatçılar olarak iki grupta toplanssı aşağı¬dakilerden hangisi doğru olur?
A) 3, 2-1,4, 5 B)3, 1-2, 4, 5 C)1,4-2,3,5 D)1,2-3, 4, 5 E) 3, 4-2, 1,5
(1983-ÖYS)
63. XIX. yüzyılın başlarında yapılan bir anlaşmayla Osmanlı padişahı II. Mahmut, ayanların varlığını ve haklarını tanımış, ayanlar da devletin emirle¬rine uyacaklarına söz vermişlerdir.
Mutlakiyetle yönetilegelen Osmanlı Devleti'ni böyle bir anlaşma yapmaya sevk eden durum aşağıdakilerden hangisidir?
A) Padişahın yenilik yaparken ayanların deste¬ğine ihtiyaç duyması
B) Devletin, eyaletlerden asker almak için ayan¬lardan yararlanmak istemesi
C) Devletin, ayanlara söz geçiremeyecek kadar zayıf düşmüş olması
D) Devletin, vergi toplamada ayanlardaın yarar¬lanmak istemesi
E) Padişahın yetkilerinden bir kısmını ayanlara vererek sorumluluğunu azaltmak istemesi
(1983-ÖYS)
64. II. Mahmut, "Uyruğumdaki Müslümanları ancak camide, Hıristiyanları kilisede, Musevileri de havrada tanımak isterim." demiştir.
Bu sözüne bakarak II. Mahmut'un, nasıl bir uygulamadan yana olduğu söylenebilir?
A) İslamlık temeline dayanan devlet düzenini değiştirme
B) Din kurallarına, kanunlardan daha çok önem verme
C) Halkını, din ve kültür yönünden birleştirme
D) Halk arasında din farkı gözetmeme
E) Azınlıklara özel haklar verme
(1984-ÖYS)
65. Osmanlı İmparatorluğu'nda Avrupa hukuk kurallarına göre işleyen mahkemeler ilk defa hangi devirde kurulmaya başlamıştır?
A) III. Selim Devri B) Lale Devri C) Tanzimat Devri D) I. Meşrutiyet Devri E) II. Mahmut Devri (1984-ÖYS)
66. Aşağıdaki devletlerden hangisi, Kırım Savaşı'na katılmadığı halde bu savaşın sonunda yapılan Paris Antlaşması'na katılmıştır?
A) Prusya B) Fransa C) Piyemonte D) İngiltere E) Osmanlı Devleti
(1985-ÖYS)
67. XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı devlet adamlarından çoğu, aşağıdakilerden hangisi¬nin gerçekleştirilmesi halinde Avrupa devlet¬lerinin içişlerimize karışmayacaklarına inanı¬yorlardı?
A) Osmanlı-Rus savaşının kazanılması
B) Mithat Paşa'nın sadrazam olması
C) Kanun-u Esasi'nin kabul edilmesi
D) Osmanlı Medeni Kanunu'nun (Mecelle) ha¬zırlanması
E) Yeni askeri ve sivil okullarının açılması
(1985-ÖYS)
68. Aşağıdakilerden hangisi, XIX. yüzyıl sonla¬rında bazı Avrupa devletlerinin kurdukları ve başlıca amacı Osmanlı Devleti'nden alacakla¬rının tahsil edilmesi olan bir yoldur?
A) Osmanlı Devleti'ndeki ıslahat çalışmalarına karışma
B) Osmanlılardan azınlık haklarının artırılmasını isteme
C) Osmanlı ülkesinde ekonomik ve mali dene¬tim kurma
D) Osmanlı ülkesinde ulusçuluk akımlarını des¬tekleme
E) Osmanlı ülkesini yer işgal etme
(1986-ÖYS)
69. Tanzimat dönemiyle başlayan ıslahat hare¬ketlerinde daha çok aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmuştur?
A) Hukuk ve yönetim B) Maliye C) Tarım ve ticaret D) Eğitim E) Güzel sanatlar
(1986-ÖYS)
70. Aşağıdakilerden hangisine büyük devletler itiraz ettikleri için Berlin Antlaşması yapılmış¬tır?
A) Hünkar İskelesi Antlaşması
B) İstanbul Antlaşması
C) Paris Antlaşması
D) Ayastefanos Antlaşması
E) Karlofça Antlaşması
(1987-ÖYS)
71. Berlin Antlaşmasından sonra İngiltere, Rus¬ya'nın ileride Osmanlı ülkesine yapacağı her¬hangi bir saldırıyı önleme amacıyla nereyi iş¬gal etmişlerdir?
A) Boğazlar'ı B) Irak'ı C) Mısır'ı D) Kıbrıs'ı E) Suriye'yi
(1987-ÖYS)
72. Aşağıdakilerden hangisi, II. Mahmut döne¬minde kurulmuştur?
A) Nizam-ı Cedit
B) Devlet matbaası
C) Kağıt imalathanesi
D) Posta teşkilatı
E) İtfaiye bölüğü
(1987-ÖYS)
73. Aşağıdakilerin hangisiyle, Osmanlı İmparatorluğu'nda "askerlik düzeni" ocak şeklinden
bir vatan görevi şekline getirilmiştir?
A) Sened-i İttifak B) Tanzimat Fermanı C) Islahat Fermanı D) Kanun-i Esasi E) Misak-ı Milli
(1987-ÖYS)
74. Aşağıdakilerden hangisi, XIX. yüzyılın sonla¬rına doğru Mısır'ın siyasal ve ekonomik öne¬
minin artmasına yol açmıştır?
A) Süveyş Kanalı'nın açılması
B) İngiltere tarafından Mısır'ın işgal edilmesi
C) Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın çalışmaları
D) İngiltere ve Fransa'nın Mısır maliyesini de¬netlemeleri
E) Mısır'da tarım ürünlerine ağırlık verilmesi
(1987-ÖYS)
75. Tanzimat Fermanı ile aşağıdaki alanların han¬gisinde yenilik yapılmamıştır?
A) Askerlikte B) Maliyede C) İdarede D) Hukukta E) Tarımda
(1988-ÖYS)
76. Mısır Sorunu karşısında Osmanlı İmparatorluğu'nun hangi devletle yaptığı antlaşma Bo¬ğazlar Sorununun doğmasına yol açmıştır?
A) Rusya B) İngiltere C) Fransa D) İtalya E) Avusturya
(1988-ÖYS)
77. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ıslahat hareketlerinin bir sonucu değildir?
A) Asakir-i Mansure-i Muhammediye
B) Nizam-ı Cedit
C) Sekban-ı Cedit
D) Eşkinci Ocağı
E) Divan-ı Hümayun
(1989-ÖYS)
78. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlılarda salta¬nat mutlak otoritesini sınırlamamıştır?
A) Tanzimat Fermanı
B) Sened-i İttifak
C) Islahat Fermanı
D) Kanunname-i Al-i Osman
E) Kanun-i Esasi
(1989-ÖYS)
79. Osmanlı Devleti'nin bir Avrupa devleti sayıla¬cağı hükmü aşağıdaki antlaşmaların hangi¬sinde yer almıştır?
A) Bükreş Antlaşması
B) Londra Antlaşması
C) Hünkar İskelesi Antlaşması
D) Edirne Antlaşması
E) Paris Antlaşması
(1989-ÖYS)
80. I. Sinop Baskını
II. Çeşme Vak'ası
III. Navarin Olayı
Bu olayların üçünde de Osmanlı donanması¬na büyük zarar veren devlet aşağıdakilerden hangisidir?
A) İngiltre B) Fransa C) Venedik
D) Rusya E) Avusturya
(1990-ÖYS)
81. Osmanlı İmparatorluğu'nda, ilk bağımsızlık hareketini başlatarak iç işlerinde serbest bir prenslik kuran millet aşağıdakilerden hangi¬sidir?
A) Bulgarlar B) Sırplar C)Romenler D) Rumlar E) Araplar
(1990-ÖYS)
82. Aşağıdakilerden hangisi Tanzimat-ı Hayriye fermanının özelliklerinden biri değildir?
A) Yapılacak ıslahatları içerme
B) Padişahla halk arasında yapılan bir sözleş¬me olma
C) Batının etkisiyle hazırlanmış olma
D) Halka açıklanmış ve okunmuş olma
E) Padişahın üstünde bir güç olduğunu vurgula¬ma
(1990-ÖYS)
83. Rusya'nın 1870'te Paris Antlaşmasının Kara¬deniz'in tarafsızlığıyla ilgili hükmünü tanımamasındaki amacı aşağıdakilerden hangisi¬dir?
A) Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü ko¬rumak
B) Avrupa devletleri arasına girmek
C) Ortodoks Kilisesi'ni nüfuzu altına almak
D) Kırım'ı ele geçirmek
E) Akdeniz'e açılmak
(1990-ÖYS)
84. Osmanlı Devleti döneminde, Yaş, Bükreş ve Edirne antlaşmaları hangi devletle imzalan¬mıştır?
A) Prusya B) Avusturya C) İngiltere D) Rusya E) Fransa
(1991-ÖYS)
85. I. Meşrutiyet dönemindeki Anayasada aşağı¬daki hükümlerden hangisi yoktur?
A) Ayan meclisi üyelerine ömür boyu görevlerin¬de kalma hakkının tanınması
B) Padişahın Meclisi açma ve kapatma yetkisi¬ne sahip olması
C) Meclisin, hükümeti denetlemesi
D) Kanunların yapılmasında son sözün padişa¬ha ait olması
E) Hükümetin padişaha karşı sorumlu olması
(1991-ÖYS)
86. Osmanlılarda Asakir-i Mansure-i Muhamme¬di'ye adı ile Avrupa usulünde ordunun kurul¬ması aşağıdakilerden hangisinin bir sonucu¬dur?
A) Tanzimat-ı Hayriye
B) Sened-i İttifak
C) 31 Mart Vakası
D) Vaka-i Vakvakiye
E) Vaka-i Hayriye
(1992-ÖYS)
87. Osmanlı Devleti aşağıdaki antlaşmaların han¬gisiyle Kırım'ın bağımsızlığını tanımak zorun¬da kalmıştır?
A) Bükreş Antlaşması
B) Prut Antlaşması
C) Yaş Antlaşması
D) Kaynarca Antlaşması
E) Belgrat Antlaşması
(1992-ÖYS)
88. Osmanlı İmparatorluğu'nda, aşağıdakilerden hangisinin ortaya çıkmasında dış güçlerin et¬kisi yoktur?
A) Macar mültecileri sorunu
B) Navarin Olayı
C) Alemdar Olayı
D) Çeşme Olayı
E) Şahkulu Ayaklanması
(1992-ÖYS)
89. Aşağıdakilerden hangisi, Fransız İhtilalinin getirdiği düşünce akımlarıyla bağdaşmaz?
A) Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesi
B) Meşrutiyetin ilan edilmesi
C) Islahat Fermanı'nın ilan edilmesi
D) 31 Mart Olayı'nın ortaya çıkması
E) Sened-i İttifak'ın imzalanması
(1993-ÖYS)
90. Osmanlı İmparatorluğumda, Sekban-ı Cedit ve Eşkinci adı verilen düzenlemelerin amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Eyaletlerin yönetimine yeni bir düzen getir¬mek
B) Eğitim ve öğretimde yenilik yapmak
C) Devşirme sistemini sürdürmek
D) Avrupa hukukundan yararlanmak
E) Avrupa usulünde bir ordu kurmak
(1993-ÖYS)
91. Aşağıdakilerin hangisinde verilen I. olay, II. olayın gerçekleşmesinde etkili olmuştur?
I. Olav II. Olay
A) Osmanlı Devleti'nin Yunanistan'ın
Navarin'de yakılan bağımsızlık
gemileri için kazanması
Rusya'dan tazminat
istemesi
B.) Rusya’nın Sinop’ta Rusya’nın Kırım’ı topraklarına katması
Osmanlı donanmasını
yakması
C.) Bulgar Kilisesi’nin özerklik Rusya’nın Çeşme’de Osmanlı Donanmasını yakması
Kazanması
D.) Azak Kalesi’nin Rusya’nın Avrupa’da kutsal İttifak’ın kurulması
eline geçmesi
E.) Rusya’nın Özü Kalesi’ni Osman- Osmanlı devletinin Lehistan’ı himayesi altına alması
lılardan alması
(1993-ÖYS)
92. II. Mahmut'un ayanlarla Sened-i İttifakı imza¬laması aşağıdakilerden hangisinin bir göster¬gesidir?
A) Padişahın mutlak otoritesinin sınırlandırıldı¬ğının
B) Ayanların sayıca artırıldığının
C) Gelenek ve göreneklere bağlılığın azaldığı¬nın
D) Avrupa'nın sanayideki üstünlüğünün kabul edildiğinin
E) Yabancılara yeni ayrıcalıklar verildiğinin
(1993-ÖYS)
93. Osmanlılarda, aşağıdaki devirlerin hangisin¬de Batılılaşma çabaları yoktur?
A) Lâle devri
B) Birinci Meşrutiyet Devri
C) Tanzimat Devri
D) İkinci Meşrutiyet Devri
E) Fetret Devri
(1993-ÖYS)
94. Aşağıdaki olaylardan hangisi Osmanlı İmpa¬ratorluğunun dağılmasını önlemek amacına yöneliktir?
A) Alemdar vakası
B) Çeşme vakası
C) Patrona Halil ayaklanması
D) 31 Mart ayaklanması
E) Meşrutiyetin ilanı
(1994-ÖYS)
95. Aşağıdaki antlaşmalardan hangisi, karşısın¬da verilen maddeyi içerir?
Antlaşma Madde
A) Paris Boğazların 1841 Antlaşması'na göre yönetilmesi
B) Bükreş Bulgaristan Krallığı'nın kurulması
C) Berlin Kırım'ın bağımsız olması
D) Küçük Kaynarca Demirbaş Şarl'ın ülkesine serbestçe dönebilmesi
E) Vasvar Kıbrıs'ın İngiliz yönetimine bırakılması
(1994-ÖYS)
96. Osmanlılarda kız öğrencilerin eğitimi ilk kez hangi devirde devletin görevleri arasına gir¬miştir?
A) Lale Devri B) Tanzimat Devri C) Fetret Devri D) Yükselme Devri E) Duraklama Devri
(1994-ÖYS)
97. Aşağıdaki ayaklanmalardan hangisi, Mısır sorununun ortaya çıkmasına neden olmuş¬tur?
A) Kabakçı Mustafa Paşa
B) Tepedelenli Ali Paşa
C) Vardar Ali Paşa
D) Abaza Mehmet Paşa
E) Kavalalı Mehmet Ali Paşa
(1994-ÖYS)
98. 1856 Paris Antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa devletler topluluğuna alınmasına karar verilmiştir.
Bu kararda aşağıdakilerden hangisinin etkisi vardır?
A) Tanzimat Fermanı'nın yayınlanmasının
B) Sened-i İttifak'ın imzalanmasının
C) Kanun-i Esasi'nin çıkarılmasının
D) Mecelle'nin hazırlanmasının
E) II. Meşrutiyetin ilan edilmesinin
(1995-ÖYS)
99. Osmanlı İmparatorluğu'nun toplumsal yapı¬sının çeşitli etnik gruplardan oluşması aşağı¬dakilerden hangisinin gelişmesini engelle¬miştir?
A) Millet olgusunun B) Merkeziyetçiliğin C) Uluslararası ticaretin D) Kültürel çeşitliliğin E) Hoşgörünün
(1995-ÖYS)
100. XVIII. yüzyılın sonlarında ve özellikle XIX. yüz¬yılda Avrupa'nın büyük devletleri Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı Yakındoğu topraklarına ilgi duydular.
Aşağıdakilerden hangisi Avrupalıların bu topraklarla ilgilenmedeki amaçlarından biri değildir?
A) Hindistan'a ve Afrika'ya ulaşmak
B) Ekonomik çıkarlar sağlamak
C) Azınlıkların dinsel haklarını savunmak
D) Merkezi otoriteyi zayıflatmak
E) Arapların tam bağımsız devlet kurmalarını sağlamak
(1995-ÖYS)
101. Aşağıdakilerin hangisinde İngiltere ile Fran¬sa birlikte hareket etmemiştir?
A) Mısır sorununun Avrupa sorunu haline getiril¬mesinde
B) Kırım Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğuma yardım edilmesinde
C) Osmanlı yönetimine Islahat Fermanı'nın ilan ettirilmesinde
D) Osmanlı ve Mısır donanmasının Navarin'de yakılmasında
E) Berlin Antlaşması'nın imzalanmasında
(1996-ÖYS)
102. XIX. yüzyılın sonlarında ve XX. yüzyılın başla¬rında Osmanlı İmparatorluğu'nun yitirdiği toprak¬lardan bazıları şunlardır:
I. Kıbrıs adası
II. Mısır
III. Tunus
IV. Girit adası
V. Bosna-Hersek VI. Trablusgarp
Osmanlı İmparatorluğu, bu topraklardan han¬gilerini Fransa'ya ve İtalya'ya bırakmak zo¬runda kalmıştır?
A) I veli B) I ve IV C)ll ve V
D) III ve VI E) IV ve V
(1996-ÖYS)
103. Aşağıdakilerden hangisinde I.olay ile II.olay arasında bir ilişki yoktur?
I. II.
A.) Kutsal yerler sorunu Kırım savaşı
B.) Mısır sorunu Boğazlar sorunu
C.) Napolyon savaşları Viyana kongresi
D.) Berlin kongresi Romanya’nın bağımsızlığını kazanması
E.) İngilizlerin Mısır’ı işgali Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı
(1997-ÖYS)
104. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti'nde yenilik hareketlerine karşı bir tepki niteliği ta¬şımaktadır?
A) III. Selim'in öldürülüp IV Mustafa'nın tahta geçirilmesi
B) Abdülaziz'in tahttan indirilip V Murat'ın tahta çıkarılması
C) Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa'nın or¬dusu ile İstanbul'a gelmesi
D) Kolağası Niyazi Bey'in bir grup asker ve sivil¬le Resne'de dağa çıkması
E) Hareket Ordusu'nun İstanbul'a gelmesi
(1997-ÖYS)
105. Avrupa devletleri, Osmanlı Devletin aşağı¬dakilerden hangisine zorlamışlardır?
A) Tanzimat Fermanı'nı ilan etmeye
B) Yeniçeri Ocağını kaldırmaya
C) Sened-i İttifak'ı onaylamaya
D) Avrupa'nın büyük başkentlerinde elçilikler açmaya
E.) ıslahat Fermanı'nı ilan etmeye
(1997-ÖYS)
106. XIX. yüzyılın ortalarına doğru Boğazların so¬run haline gelmesinde etkili olan antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bükreş Antlaşması
B) Hünkar İskelesi Antlaşması
C) Edirne Antlaşması
D) Yaş Antlaşması
E) Küçük Kaynarca Antlaşması
(1997-ÖYS)
107. İngiltere, XIX. yüzyılın son çeyreğine kadar izlediği,
I. Hindistan'a giden ticari yolların güvenliğinin sağlanması
II. Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlü¬ğünün korunması
III. Osmanlı ülkesinde yaşayan etnik grupların
korunması politikalarının hangilerinden bu çeyrek içinde vazgeçmiştir?
A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve III E) II ve III
(1998-ÖYS)
108. Aşağıdaki ayaklanmalardan hangisi, ulusla¬rarası bir boyut kazanmıştır?
A) Vardar Ali Paşa ayaklanması
B) Karayazıcı ayaklanması
C) Mehmet Ali Paşa ayaklanması
D) Patrona Halil ayaklanması
E) Kalenderoğlu ayaklanması
(1998-ÖYS)
109. Osmanlı İmparatorluğumda,
I. İkinci Osman'ın tahttan indirilmesi
II. Üçüncü Selim'in tahttan indirilmesi
III. Abdülaziz'in tahttan indirilmesi
IV. Alemdar Mustafa Paşa'nın sadrazamlığa ge¬tirilmesi
V. Sadrazam Tarhuncu Ahmet Paşa'nın öldü¬rülmesi
olaylarından hangileri, yenilik taraftarlarının güçlendiğini gösterir?
A) I veli B) II ve III C)llvelV D) III ve IV E) IV ve V
(1998-ÖYS)
110. XIX. yüzyılın ortalarında, Osmanlı İmparator¬luğu, aşağıdakilerin hangisinde verilen iki devletin tehdidine karşın Macar ve Leh mül¬tecileri geri vermemiştir?
A) Avusturya - İngiltere
B) Fransa - Avusturya
C) Avusturya - Rusya
D) İngiltere - Fransa
E) İngiltere - Rusya
(1998-ÖYS)
111. Osmanlı İmparatorluğu'nda, aşağıdakilerden hangisinde ikinci olarak verilen, birinci ola¬rak verilenin yerini almıştır?
I. II.
A.) Nizam-ı Cedit Sekban-ı Cedit
B.) Medrese Enderun
C.) Tımar Sistemi İltizam Sistemi
D.) Saltanat Şurası Ayan Meclisi
E.) Yeniçeri Ocağı Sekban-ı Cedit
(1998-ÖYS)
ÜSS SORULARI
112. Fransız ihtilâlinin etkileri Osmanlı İmparator¬luğunda aşağıdaki olaylardan hangisi ile his¬sedilmiştir?
A) Patrona Halil Olayı
B) Mısır Meselesi
C) Girit Olayı
D) Kabakçı Mustafa Olayı
E) Sırp ve Yunan İsyanları
(1967-ÜSS)
113. Aşağıdaki padişahlardan hangisi zamanında Avrupalılardan ilk defa borç para alınmıştır?
A) Abdülmecit B) Beşinci Murat C) İkinci Mahmut D) Abdülaziz E) İkinci Abdülhamit
(1969-ÜSS)
114. Aşağıdakilerden hangisi, Tanzimat Fermanı'nın ilân edilmesinde etkili olmamıştır?
A) Mısır sorununun daha fazla büyümesini ön¬leme gayesi
B) Avrupalı büyük devletlerin kazanılmak isten¬mesi
C) Rusya'nın müdahalesini önleme düşüncesi
D) Yenilik isteyen halk kitlelerini yatıştırma ga¬yesi
E) Daha esaslı bir ıslahat yapılması
(1974-ÜSS)
115. Almanya'nın sömürgecilikle gecikmesini ne¬deni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Donanmasını güçlendirmekte geç kalması
B) Sömürgecilik fikrini geç benimsemesi
C) Birliğini geç kurmuş olması
D) Ekonomik durumun zayıflığı
E) Askerî kuvvetinin azlığı
(1975-ÜSS)
116. Tanzimat hareketinin ülkeye sağladığı yarar ne olmuştur?
A) Padişahların yetkisinin kısıtlanması
B) Can ve mal güvenliğini sağlaması
C) Bir "Osmanlı milleti"nin ortaya çıkması
D) Müslüman ve Hıristiyan tebaasının kaynaşması
E) Batı'yı daha iyi anlayan aydınların yetişmesi
(1975-ÜSS)
117. İngiltere ve Fransa'nın, Mehmet Ali Paşa is¬yanını bir Avrupa sorunu haline getirmelerin-deki maksat ne idi?
A) Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne yardım etme¬sini önleme
B) Osmanlı Devleti'ndeki yenileşme hareketleri¬ni destekleme
C) Mehmet Ali Paşa'nın ilerleyişini durdurma
D) Osmanlı hanedanının devletin başında kal¬masını sağlama
E) Osmanlı Devleti'ni bir Avrupa devleti haline getirme
(1975-ÜSS)
118. XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Osmanlı eko¬nomisinin çökmesinin en önemli nedeni aşa¬ğıdakilerden hangisidir?
A) Büyük eyaletlerin İmparatorluktan ayrılması
B) Transit ticaret yollarının elden çıkması
C) Yabancı sermayenin baskısı
D) Halkın çoğunluğunun çiftçilikle uğraşması
E) Devletin gerekli tedbirleri almaması
(1976-ÜSS)
119. Osmanlı İmparatorluğunda, I. Meşrutiyet ile Islahat Hareketlerinin ortak amacı aşağıdaki¬lerden hangisidir?
A) Her tür yabancı baskısının kaldırılması
B) Osmanlı halklarının kendi aralarında eşit kı¬lınması
C) Batı uygarlığına geçişin sağlanması
D) Avrupa devletlerinin dostluğunun sağlanma¬sı
E) Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküntüden kur¬tarılması
(1976-ÜSS)
120. XX. yüzyılın ilk yarısında, dünya devletlerinin bloklaşmasında ve savaşların çıkmasında aşağıdakilerden hangisi en çok etkili olmuş¬tur?
A) Devletlerin bağımsızlıklarını kazanmak iste¬meleri
B) Devletlerin sınırlarını genişletmeye çalışma¬ları
C) Devletlerin hammadde ihtiyaçlarını giderme yolları aramaları
D) İtalya ve Almanya'nın güçlenmesi
E) Balkanlardaki buhranların önlenmek isten¬mesi
(1976-ÜSS)
121. Osmanlı Devleti'nde, Yenilik Hareketlerinin (Islahatların) başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) Ulemanın, elindeki imtiyazları korumaya ça¬lışması
B) Yeniçerilerin Yenilik Hareketlerine karşı çık¬ması
C) Yenilikleri uygulayanların yetersizliği
D) Osmanlı halkının yeniliklerine karşı ilgisiz kalması
E) Rusya'nın, Yenilik Hareketlerini engellemeye çalışması
(1977-ÜSS)
122. Padişahla ayanlar arasında imzalanan "Sened-i İttifak"ın devlet yönetimine ters düşen yönü aşağıdakilerden hangisidir?
A) Padişahın, ayanlardan yasalara sadık kala¬caklarına dair söz alması.
B) Padişahın, ayanların varlığını ve haklarını ta¬nıması.
C) Vergilerin, devletin koymuş olduğu yasalara uyularak toplanmasının sağlaması.
D) Devletin eyaletlerden asker almasının, âyanlarca kabul edilmesi.
E) Ayanların ıslahat hareketlerini desteklemeyi kabul etmeleri.
(1978-ÜSS)
123. Aşağıdakilerden hangisi, Tanzimat'ın ilanı ile "her gücün üstünde yasa gücünün olduğu" ilke¬sinin benimsendiğini gösteren en güçlü ka¬nıttır?
A) Herkesin mal ve mülküne sahip olması ve bunu çocuklarına bırakması
B) Rüşvet ve adam kayırmanın kaldırılması
C) Vergilerin herkesin gelirine göre toplaması
D) Osmanlı halkının can ve mal güvenliğine ka¬vuşturulması
E) Padişahın yetkilerinin sınırlandırılması
(1978-ÜSS)
124. Mustafa Reşit Paşa'nm Tanzimat döneminin Millet Meclisi haline gelen "Meclisi Valây-ı Ahkâm-ı Adliye" üyelerine dokunulmazlık hakkı verilmesi isteğine karşı çıkış nedeni aşağıda¬kilerden hangisidir?
A) Dış baskının Mustafa Reşit Paşa üzerindeki etkisi
B) Meclise azınlıkların da girebileceğini düşüne¬rek parçalanmayı önlemek istemesi
C) Islahat yanlısı olmayanların meclise girebile¬ceklerini düşünmüş olması
D) Padişahın yetkilerini korumak istemesi
E) Mustafa Reşit Paşa'nın tutucuların etkisinde kalması
(1979-ÜSS)
125. Osmanlı tarihinde I. Meşrutiyet dönemine ka¬dar halkın, padişahları hukuk düzeninde de¬ğişiklik yapmaya zorlamamasının başlıca ne¬deni aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yönetim biçiminin etkisi
B) Halkın düşüncelerini yönlendiren gelişmele¬rin olmayışı
C) Halkın, padişahların her şeyi yapabileceğine inanması
D) Saray ile halk arasındaki kültür ikililiğinin bu¬lunması
E) Hukuk düzeninin geçerliliğini koruması
(1979-ÜSS)
126. 1876 Anayasasını, Islahat fermanlarından ayıran özellik aşağıdakilerden hangisidir?
A) Padişahın izniyle kabul edilmiş olması
B) Batı uygarlığından etkilenmiş olması
C) Halka, temsil hakkının tanınması
D) Halktan gelirine göre vergi alınması
E) Halka inanç özgürlüğünün tanınması
(1980-ÜSS)
7 2. C 3. D 4. B 5. D 6. C
7. E 8. C 9. C 10. D 11.A 12. B
13. B 14. A 15. D 16. B 17. E 18. E
19. C 20. E 21. D 22. C 23. E 24. A
25. B 26. E 27. B 28. C 29. E 30. E
31. B 32. C 33. B 34. C 35. D 36. E
37. B 38. B 39. C 40. B 41. D 42! B
43. C 44. B 45. E 46. D 47. B 48. B
49. A 50. E 51.A 52. D 53. A /54. E
55. A 56. B 57. A 58. E 59. E 60. E
61. A 62. B 63. C 64. D 65. C 66. A
67. C 68. C 69. A 70. D 71.0 72. D
73. B 74. A 75. E 76. A 77. E 78. D
79. E 80. D 81. B 82. B 83.[E 84. D
85. C 86. E 87. D 88. C 89. D 90. E
91. A 92. A 93. E 94. E 95. A 96. B
97. E 98. A 99. A 100. E 101.A 102. D
103. E 104. A 105. E 106. B 107. B 108. C
109. D 110. C 111.A 112. E 113. D 114. D
115. C 116. E 117.A 118. C 119. E 120. C
121.A 122. B 123. E 124. C 125. B 126. C
30 Kasım 2008 18:22 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
yedi yıl savaşları ve özellikleri nedir
YEDİ YIL SAVAŞLARI (1756-1763)
Avusturya Veraset Savaşları Fransa ile Prusya'nın üstünlüğü ile sona ermişti. Bu savaş sonunda yapılan 1748 Ekslaşapel Antlaşması her iki tarafı da memnun etmediğinden yeniden taraflar arasında savaş hazırlıkları başladı. Fakat savaşa katılan taraflar arasında bazı değişiklikler olmuştu.
Savaşta Taraflar
Prusya Avusturya
İngiltere Fransa
Rusya Lehistan
İlk olarak Prusya İngiltere ile anlaşmış, bunu Fransa'nın Rusya ve Avusturya ile anlaşması takip etmişti.
Prusya'nın Avusturya, Rusya ve Fransa'ya açtığı savaşlar 1756 yılında başladı. Yedi Yıl süren savaşlar Prusya'nın aleyhine gelişti. İngiltere ise Fransa'nın bazı sömürgelerini elde etti. Bu arada Fransızları Hindistan'dan çıkararak oraya yerleşti.
Savaş Prusya'nın aleyhine devam ederken yeni Rus Çarı III. Petro Prusya tarafına geçti. Savaştan sonra yorulan Fransa, İngiltere’den barış istedi. Bunun üzerine Paris Antlaşması (1763) yapıldı.
Buna göre :
1. Fransa, Amerika ve Hindistan'daki sömürgelerini İngiltere'ye bıraktı.
2. Avrupa'daki arazi durumu savaştan önceki haline getirildi.
Yorum : Yedi yıl savaşları sonunda Fransa zayıflamış, İngiltere toprak bakımından çok genişlemişti. Bu savaşlar Fransa'da ihtilalin başlamasına, İngiltere’de ise Amerika'da bulunan 13 kolonisi ile arasının açılmasına neden oldu. Prusya ise Avrupa’nın en güçlü kara devleti haline geldi.
30 Kasım 2008 18:19 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
17 ve 18. yüzyıllarda avrupa devletleri
,
otuz yıl savaşları nedir
OTUZYIL SAVAŞLARI (1618-1648)
Alman ve İspanya Krallarının yeni mezheplere karşı bayrak açması üzerine başlayan savaşlar Protestan yanlılarının galibiyetiyle sonuçlandı.
Otuz yıl savaşları Almanya ve müttefiki olan ispanya ile Fransa ve müttefikleri (İsveç, Danimarka) arasında yapılmıştır. Bu savaş tamamen mezhep çekişmesinden kaynaklanmıştır. Almanya'da hemen hemen bağımsız yaşayan, ama sözde Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu içinde bulunan pek çok hükümdar Protestanlığı kabul etmişti. Bunlarla Katolikler arasında büyük bir savaş çıktı.
Savaşta taraflar
Almanya Fransa
İspanya İsveç
Danimarka
Almanlar birbirleriyle savaşırken savaşa Fransa, İsveç ve Danimarka da karıştı. Mezhep farklılığı nedeniyle otuz yıl içinde yüz binlerce kişi öldü. Savaş **stfalya (1648) Barışı ile sonuçlandı. Bu antlaşma Avrupa tarihinde çok önemli bir adımdır. Almanya Protestanlığı resmi din olarak tanıdı.
Artık Avrupa'da mezhep çekişmeleri siyasetten çekilmiş, devletlerin arasında bir sorun olmaktan çıkmıştır. Böylece Avrupa bazı konularda birlikte hareket etme imkanı kazanmıştır.
Antlaşmanın bazı önemli maddeleri:
1. Almanya, içindeki prenslerin dini ve siyasi özgürlüklerini kabul etti.
2. Hollanda'nın bağımsızlığı tanındı.
3. Fransa, Almanya'dan Alsas'ı aldı.
4. İsveç Kralı, Baltık denizi kıyılarına sahip oldu.
5. Almanya'nın küçük prensliklerinden Brandenburg Prensliği Prusya dukalığı adını aldı. Bu suretle bugünkü Almanya'nın temelleri atılmış oldu.
Yorum : Orta Avrupa'da savaş bittiği halde Fransa ile İspanya arasında savaş on yıl daha devam etti. Yapılan Pirene Antlaşmasıyla (1659), İspanya Fransa'nın üstünlüğünü kabul etmiştir.
17 ve 18. Yüzyıllarda Avrupa Devletleri
1. Almanya: Kutsal Roma-Germen adını taşıyan Almanya'da yüzlerce prenslik vardı. Aralarında siyasi birlik yoktu. Otuz Yıl savaşlarında Almanya yenilmiş ve ülkedeki prensliklere mezhep özgürlüğü tanımıştı. 18. yüzyıl başlarında Prusya en güçlü prenslik olarak krallık haline geldi ve lider durumuna yükseldi.
2. İngiltere: 17. yüzyıl sonlarında ingiltere'de meşruti krallık kuruldu (1688). 18. yüzyıla güçlü bir şekilde giren İngiltere her alanda gelişme gösterdi. Yedi yıl savaşları'nda Fransa'dan büyük sömürgeler elde etti. Amerika'da 13 koloni kurdular. Amerika'nın bağımsızlığını Versay (1783) Antlaşmasıyla tanıdılar.
3. Fransa: 17. yüzyılda Avrupa'nın en güçlü devleti durumuna geldi, ispanya Veraset Savaşlarında Almanya ve İngiltere ile mücadele etti. Bu savaşlar Fransa'yı olumsuz yönde etkiledi.
4. Lehistan: 17. yüzyılın sonlarına doğru Kutsal İttifaka katılarak Osmanlı Devleti'yle mücadeleye girişti, iç ve dış nedenler siyasi alanda etkili olmasına engel oldu. 18. yüzyılda iyice güçsüzle-şen Lehistan; Rusya, Prusya ve Avusturya tartından üç kez bölüşülerek ortadan kaldırıldı (1772, 1793, 1795).
18. yüzyılın sonlarına doğru Lehistan'ın ortadan kalkması ile Rusya hem İsveç hem de Osmanlı Devleti için çok büyük bir tehlike durumuna geldi.
5. Hollanda: İspanya’dan bağımsızlığını kazanan Hollanda'da krallık kuruldu. Kısa zamanda sömürgecilikte ilerledi ve zengin bir duruma geldi.
6. Rusya: Rusya, 17. yüzyılın sonlarında (1682) Çar ı. Petro'nun yönetimine girdi. Petro'nun iki amacı vardı: Karadeniz'e ve Ballık kıyılarına ulaşmak. Petro, Rusya'yı bir Avrupa devleti haline getirmeye çalıştı. İstanbul Antlaşmasıyla Karadeniz'e inen Rusya, Küçük Kaynarca'yla da Kırım'ı alarak kuvvetli bir devlet haline gelmiştir.
7. Avusturya: Otuzyıl savaşlarında Avusturya Alman siyasi birliğini kuramamıştı. Fakat güçlü devletler arasındaydı. Zaten Karlofça Antlaşmasıyla Macaristan'ı ve Erdel'i alarak büyümüştü. Fransız ihtilâli Avusturya'nın büyümesinde büyük bir engel olmuştur.
8. İsveç: Otuz yıl savaşlarından başarı ile çıkmıştır. Paltova savaşıyla İsveç’in genişlemesi durdu.
9. İtalya: İtalya’da siyasi birlik yoktu. 18. yüzyılda da bu özelliğini devam ettiren İtalya'da en büyük cumhuriyet Sardunya Krallığı idi. Venedik eski önemini yitirmeye başlamıştı. 19. yüzyılda Sardunya İtalyan birliğini kurmuştur.
30 Kasım 2008 18:11 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
avrupada veraset savaşları nedir
18. YÜZYILDA AVRUPA'DA VERASET SAVAŞLARI
l. İspanya Veraset Savaşları (1702 -1714)
Avrupa devletleri arasında akrabalık bağları yüzünden birçok siyasal sorun çıkmış ve bu yüzden zaman zaman taht kavgaları olmuştur. Bu taht kavgalarının ilki İspanya’da çıkmıştır.
İspanya Kralı II. Şarl'ın erkek çocuğu yoktu. Kral, ölümünden sonra yerine imparatorluğun geleceği için Fransa Kralı Lui'nin torunu Filip'in geçmesini vasiyet etti. 1700 yılında Filip ispanya tahtına oturdu. Bunu Avusturya imparatoru ve bağlı dükler kabul etmediler. Bunun üzerine Avusturya, İngiltere ve Hollanda ile ispanya, Fransa arasında savaşlar başladı. Bu savaşlarda Fransa kısmen başarısızlığı uğradıysa da yeniden üstünlük sağladı, böylece ispanya Krallığını garantiye aldı.
I. Lehistan Veraset Savaşları (1733-1738)
Lehistanın jeopolitik yapısı, Avrupa'lı devletlerin sık sık iç işlerine karışmalarına neden olmuştur. Her devlet Lehistan'a kral seçtirmek istemiştir.
1733'te II. Ogüst ölünce Fransa, Rusya ve Avusturya karşı karşıya gelmişlerdir. Lehliler de iki sınıfa ayrılmışlardır. Rusya ile Avusturya III. Ogüst'ü zorla kral seçtirince Fransa ile rekabet başlamıştır.
Savaşta taraflar
Fransa Avusturya
Lehistan Rusya
Fransa başlayan savaşta Osmanlı devletinden yararlanmak isteyerek Osmanlı'yı savaşa kışkırtmıştır. Fakat Osmanlı Devleti Fransa'ya güvenemediğinden, yazılı bir bağlaşma yapılmasını teklif etti. Fransa'nın yanında veraset savaşlarına katılmayan Osmanlı Devleti 1736'da Rusya ve Avusturya'yla savaşa girdi, Fransa bu durumdan yararlanarak Avusturya'ya karşı üstünlük sağladı.
III. Avusturya Veraset Savaşları (1740-1748)
Savaşta Taraflar
Avusturya Fransa
Rusya İspanya
Hollanda Lehistan
İngiltere Prusya
Avusturya İmparatoru IV. Şarlken’in erkek çocuğu yoktu. Bundan dolayı tahtı ölmeden önce kızına bıraktı, ispanya Kralı bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Avusturya'yla, Rusya, Hollanda ve İngiltere ile ispanya, Fransa, Prusya, Lehistan arasında savaşlar başladı. Sekiz yıl süren savaş sonunda Fransa tekrar üstünlüğü sağladı..
30 Kasım 2008 17:38 · Spinoza · 0 fav
· Etiketler
atatürk devrimlerinin amaçları
,
atatürk inkilaplarının hedefleri
,
saltanatın kaldırılmasının önemi
Atatürk İnkılâplarının Amaçları
1. Türkiye’yi muâsır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartmak
2. Modern Avrupa devletleri ile Türkiye’yi bütünleştirmek
3. Osmanlı Devleti’nden kalmış ve halkın ihtiyaçlarına cevap vermeyen müesseselerin yerine çağdaş müesseseler kurmak
4. Türkiye’de milli egemenlik ilkesini yerleştirmek
şeklinde sıralanabilir.
Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
Saltanatın kaldırılmasıyla;
• TBMM, Abdülmecid Efendi’yi halife seçerek, halifeliğin devam ettirilmesini sağlamıştır.
• Milli egemenliğin gerçekleşmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.
• Saltanatın kaldırılmasıyla devletin lâikliği konusunda ilk aşama gerçekleştirilmiştir.
• İtilâf Devletleri’nin Lozan Konferansı’nda ikilik çıkarma planları sonuçsuz kalmıştır.
Cumhuriyetin İlânı
29 Ekim 1923'te TBMM anayasa değişikliğini kabul ederek yeni Türk Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğunu onayladı.
Cumhuriyetin İlân Edilmesinin Sonuçları
• Yeni Türk Devleti’nin yönetim şeklinin Cumhuriyet olarak belirlenmesiyle 1921 Anayasası’nda esaslı değişiklikler yapılmıştır. Türkiye’nin hükümet şeklinin Cumhuriyet, dininin İslâm, resmi dilinin Türkçe olduğu şeklindeki madde Anayasaya konulmuştur.
• Cumhuriyetin ilanı ile devlet rejiminin adı belirlenmiş, bu konudaki tartışmalar sona erdirilmiştir.
• M. Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanı, ilk Cumhuriyet hükümetini kurma görevini İsmet Paşa’ya vermiş, Fethi (Okyar) Bey de TBMM Başkanlığı’na seçilmiştir.
• Cumhurbaşkanı’nın seçilmesiyle devlet başkanlığı sorunu çözüme kavuşmuştur.
• Meclis hükümeti yerine kabine sistemi getirilerek, yürütme işlerinin gecikmemesi sağlanmıştır.
• Milli Mücadelenin başından beri amaçlanan ulusal egemenlik düşüncesi başarılı olmuş, çağdaşlaşma yolunda da önemli bir adım atılmıştır.
• Cumhurbaşkanı seçimini Meclisin yapacağı kesinleşmiştir.