Yıldırım ve Oluşumu
Yıldırımlar, insanların her zaman ilgisini çekmiş ve hayatını
etkilemiştir. Tarih boyunca bu konu üzerinde çeşitli efsaneler
oluşmuştur. Ancak bilimsel anlamda yıldırım ile ilgili ilk tanımlamalar
17.yy.’da başlamıştır. İlk olarak Descartes, yıldırımın bulutların
çarpışmasıyla sıkışan havanın ışık ve ısı etkisinin meydana geldiğini
ve ısının gürültüye neden olduğunu söyleyerek yıldırım ile ilgili ilk
teoriyi ortaya atmıştır. 18.yy.da Fizikçi Jalbert, yıldırım olayı ile
sivri uçların ilgisini dile getirmiştir. Aynı yıllarda Romans, yıldırım
olayının elektriksel bir olay olduğunu söyleyerek, yıldırımda
elektrikten bahsetmiştir. Franklin 1725 yılında balon deneyi yaparak
bulutların elektrik yüklü olduğunu ispat etmiştir. 1929 yılında İngiliz
Doktor Simson ve Fransız Mathias tarafından yapılan çalışmalarla
yıldırım konusu açıklanmaya çalışılmıştır.
Yıldırım, bulut ile yer arasındaki elektrik yüklerinin hızlı boşalması
olayı olarak ifade edilmektedir. Atlamanın gerçekleşmesi için, havada
asılı duran bulutlar ile yer arasındaki hava iyi bir iletken
olmadığından, yaklaşık 100.000.000 voltluk bir gerilim oluşması
gerekmektedir. Bulutların yıldırım üretmesi için önce elektrik yükleri
ile şarj olması gerekmektedir. Bulutların şarj olması için fırtına
bulutunun yere yakın olan kısmı negatif yükle yüklenir (Bu durum her
zaman için geçerli değildir). Bu arada yer pozitif yükle yüklenir.
Yüklenme hem bulut hem de yeryüzünde birbirine ters kutuplar olarak
gerçekleşir. Aradaki potansiyel farkı artınca yalıtkan olan havanın
delinmesiyle buluttaki veya yerdeki yüksek voltaj deşarj olur. Bu
deşarjlarda 2000 ile 200.000 amper arası akım oluşmaktadır. Atmosfer
olaylarında bulut ile bulut arasında oluşan boşalmaya şimşek, bulutla
yer arasında oluşan boşalmaya yıldırım denir.
Yıldırımı oluşturan fırtına bulutunun oluşumu açıklanabilmekle birlikte
bu bulutun nasıl elektrikle yüklendiği konusunda kesin bilgilere
ulaşılamamıştır. Hava akımları, yere yakın hava tabakalarının iyice
ısınması ile oluşmaktadır. Çok büyük yüksekliklerden aşağı inen soğuk
hava ile bu hava tabakası yer değiştirir. Nem ise yüksek sıcaklıkta
buharlaşma ile meydana gelir. Hava, yukarı çıkışı sırasında soğur ve
belirli bir yükseklikte su buharına doyacağı bir sıcaklığa erişir. Daha
fazla yükselmesi konzenzasyona sebep olur ve bulut oluşur. Yıldırım
bulutunun oluşumunda üç aşama söz konusudur; gençlik, olgunluk ve
yaşlılık.
Gençlik aşamasında aşağıdan yukarı doğru ve kenarlardan ortaya doğru
hava akımları artar. Bu durum yaklaşık 10-15 dakika sürer. Olgunluk
aşamasında yağmurlar oluşur. Sıfıra yakın sıcaklık derecelerinde iyice
azalan bulut kaldırma kuvveti şiddetli yağmurlara sebep olur. Aynı anda
yukarıdan aşağıya hareket eden soğuk rüzgarlar görülür. Bunlar yere
ulaştıklarında şiddetli fırtınalara sebep olurlar. Bu aşama yaklaşık
15-30 dakika sürer. Yaklaşık 30 dakika süren yaşlılık aşamasında ise
hava akımları sona erer.
Yıldırım bulutlarında elektrik yüklerinin oluşu ile çeşitli teoriler
bulunmakla birlikte tam olarak açıklanamamıştır. Bu teorilerden biri
Simpson ve Lomonosow’un teorisidir. Onlara göre bulutlardaki yükler
hava akımı yardımıyla oluşmaktadır. Sıcak ve soğuk havanın yer
değiştirmesi sonucunda oluşan hava akımı bulutlardaki su damlacıklarını
harekete geçirir. Hareket halindeki su damlacıkları, birbirleriyle
sürtünmek suretiyle yüklü hale gelirler. Bulutlardaki hava akımları su
damlacıklarının dağılmasına ve tekrar birleşmesine sebep olurlar.
Yapılan laboratuar çalışmalarında dağılan su damlacıklarından küçük
damlacıkların negatif, büyük damlacıkların ise pozitif olarak
yüklendiği gözlenmiştir. Bu bilgilere göre büyük su damlacıkları yani
pozitif yüklü damlacıklar bulutun alt kademelerinde ve rüzgar hızının
büyük olduğu bölümlerde olmalılar. Küçük negatif yüklü su damlacıkları
ise rüzgar tarafından itilmeli ve bulutun daha yukarı kısımlarından
dağılmalılar.
Yıldırım bulutundaki yüklerin yukarıda anlatıldığı şekilde meydana
geldiği kabul edilecek olursa bulutun alt kısımları pozitif yüklü
olacağından yıldırım deşarjı da pozitif kutbiyette olacaktır. Yapılan
gözlemler pozitif kutbiyetteki yıldırım deşarjlarının %10-15 civarında
olduğunu, deşarjların yaklaşık %85-90’ının negatif kutbiyette
gerçekleştiğini göstermektedir. Dolayısıyla Simpson ve Lomonosow’un
teorileri yıldırım bulutlarındaki elektrik yüklerinin meydana gelişini
tam olarak açıklayamamaktadır.
Bu konudaki diğer bir teori de Elster ve Geitel tarafından ortaya
konulmuştur. Onlara göre bulutların, yüklenmesi tesir yoluyla
elektriklenme ile açıklanmaktadır. Dünya yüzeyindeki elektrik yükü
–5x105 C kabul edilirse bu yükün içinde bulunan su damlacıkları alt
uçları pozitif, üst uçları negatif olmak üzere kutuplanır. Yer çekimi
etkisiyle aşağıya doğru düşen büyük su damlacıkları havanın oldukça
yavaş hareket eden iyonlarına yaklaşırlar ve bu sırada su damlacığının
pozitif alt ucu havanın negatif iyonunu absorde ederken pozitif iyonu
da iter. Böylece ağır su damlacıkları negatif elektrikli parçacıklar
haline gelir. Aynı şekilde kutuplanan küçük su damlacıkları yukarıya
doğru hareket ederken havanın pozitif iyonlarını absorde ederler ve
negatif iyonları iterler. Bu durumda hafif su damlacıkları da pozitif
elektrikli parçacıklar haline gelirler.
Elster ve Geitel’in teorisine göre bulutun alt kısımlarında negatif
yükler bulunmaktadır. Teori negatif kutbiyetteki yıldırım deşarjlarını
açıklayabilmedir gibi görünse de aslında eksik yanları bulunmaktadır.
Bir yıldırım bulutunun su damlacıklarından çok buz kristalleri ve kar
parçacıklarından oluştuğu düşünülürse, bu buz kristalleri ve kar
parçacıklarının dünyanın elektrik alanı ile kutuplanma olasılıkları
oldukça düşüktür.
Konu üzerine başka bir teori de J.I.Frenkel tarafından ortaya
atılmıştır. Frenkel’e göre havada her iki işaretli iyonlar var
olduğundan, dünyanın negatif elektrik yükleri kaçmaya ve iyonosferin
pozitif elektrik yükleri ile birleşmeye yatkındır. Dolayısıyla dünyanın
azalan elektrik yükünü sürekli olarak takviye edecek bir olayın olması
gerekmektedir. Dünyanın elektrik yükünün sabit kalmasında en önemli
rolü negatif yıldırım deşarjları sağlayacaktır. Bu teoriye göre her iki
işaretli iyonlardan oluşan hava ile küçük su damlacıkları veya buz
kristallerinden meydana gelen bir ortam göz önüne alınır ve havanın
negatif iyonlarının daha küçük su damlacıklarına ya da buz
kristallerine konduğu var sayılır. Buna göre bulut, negatif yüklü su
damlacıkları ve pozitif iyonlu havadan oluşur (negatif iyonlar su
damlacıkları tarafından yutulmuştur).
Sonuç olarak araştırmalar yıldırımın oluşumu sırasında bilinen dört
çeşit yıldırım tipi olduğunu ortaya koymaktadır; (-) inişli, (-)
çıkışlı, (+) inişli ve (+) çıkışlı. Bu yıldırım tipleri elektrik
yüklerinin boşalma yönü ve yükün negatif veya pozitif olmasına göre
belirlenir. Yukarıya çıkan yıldırımlar yerde biriken yüklerin buluta
doğru boşalması şeklinde oluşurken, aşağı inen yıldırımlar ise
buluttaki yükün toprağa doğru boşalması ile oluşur.
Bulutların negatif yüklü olduğu durumlarda yerin pozitif yüklü sivri
bölgelerinden bulutun negatif yüklü bölgesine doğru başlayan ön
boşalmalar şeklinde görülür. Boşalmalar genelde düz araziler üzerindeki
yüksek yapılardan veya yeryüzündeki yüksek dağlık kesimlerden başlar.
Deşarj olgunlaştığında akım değeri 10.000amperi bulur.
Aşağı inen yıldırımlarda, bulutun alt kısmındaki enerji yalıtkan havayı
delebilecek yeterli enerji seviyesine geldiğinde toprağa doğru bir
elektron demeti harekete geçer. Birinci demet 10-50 metrelik mesafeyi
50.000 ila 60.000 km/sn arasındaki hızla kat eder. 30 ile 100 mikron
saniye süren bir aradan sonra ikinci bir deşarj, birinci deşarjın
yolunu izler ve birinciden 30 ile 50 metre arası daha ileri gider. Daha
sonra üçüncü deşarj, ardından dördüncü deşarj meydana gelir. Her bir
deşarj öncekinden 30-50 metre ileri giderek yıldırımın ucunun yeryüzüne
yaklaşmasını sağlar.
Ön boşalma yere yaklaştıkça elektrik alanı havanın delinme dayanımı
üzerine çıkacak kadar artar. Böylece yeryüzünün sivri bir noktasından
bir boşalma yukarıya doğru ilerleyerek ön boşalma ile birleşir.
Yaklaşık 50.000 km/sn’lik bir hızla aşağıdan yukarıya doğru
iyonizasyonlu ve kanalda depo edilen yükü toprağa boşaltır. Bu deşarj
esnasında 200.000 ampere kadar çıkan akım 100.000.000 voltluk bir
gerilim ile toprağa akar. Açılan yıldırım kanalından çok kısa bir
sürede defalarca kez deşarj meydana gelir.
Yıldırımların Etkileri:
Yıldırımın oluşumu ile ortaya çıkan 6 ayrı etkiden söz etmek mümkündür.
Bu etkiler; elektrodinamik, basınç, ses, elektrokimyasal, ışık ve ısı
etkisidir.
Elektrodinamik etki, yıldırımın iniş yolu üzerinde oluşturduğu manyetik
alan içinde yer alan ![]()
![]()
![]()
llerde oluşan kuvvetlerdir. Bu etki
sonucunda ince anten borularda ezilme, paralel iletkenlerde çarpışma ve
iletken kroşelerin sökülmesi gibi olaylar görülür.
Yıldırım kanalı içerisindeki elektrodinamik kuvvetlerden ileri gelen
basınç bu akımın sönmesi ile patlama şeklinde havayı genleştirerek gök
gürültüsünü meydana getirir. Söz konusu basınç ve gürültü yakında
bulunanlarda, patlamalarda oluşan şok etkisini yaratabilir. Cam
kırılması gibi olaylarla karşılaşılabilir. Basınç ve ses etkisinin bir
nedeni de yıldırım kanalında ortaya çıkan ısı etkisinin çok büyük ve
ani bir genleşme meydana getirmesidir.
Eletrokimyasal etki ise, büyük akım şiddetinden dolayı elektrolit
parçalanma sonucu demir, çinko ve kurşun gibi ![]()
![]()
![]()
llerin açığa
çıkmasıdır. Aynı zamanda ozon gazı oluşumu da bu etki içindedir.
Işık etkisi, yıldırım oluşumunda yıldırım kanalında meydana gelen çok
parlak bir ışık yayılmasıdır. Yakın mesafelerde geçici görme
bozukluklarına sebep olabilir.
Isı etkisi yıldırım kanalında oluşan ısı ve yıldırımın geçtiği
iletkenlerde oluşan ısı şeklinde görülür. Akım değerinin çok yüksek
olmasına rağmen, çok kısa sürede gerçekleşmesi iletkenlerde aşırı ısı
artışı oluşturmaz.
Yıldırımın düştüğü yerlerdeki etkileri, düştüğü yerin durumuna göre
değişmektedir. Korunmayan bir bölgeye düşen yıldırım ağaçların
yanmasına, üzerinden geçtiği canlıların ölmesine ve elektrik-elektronik
donanımlarda hasar oluşmasına sebep olabileceği gibi, sivri noktalardan
toprağa geçerek zararsız bir biçimde sona ermesi de olasıdır.
İnsanların yıldırımı hissetmesi mümkün olabilmektedir. Şöyle ki; ilk ön
boşalmalar sırasında çok kısa zaman tanıyacak kadar bir elektrik alanı
içinde olduğunu anlamasına olanak verir. Bu durumlarda toprağa yüz üstü
yatarak toprak ile bulut arasındaki mesafeyi kısaltıp yıldırımın iniş
veya çıkış noktası olmaktan kaçınmak gerekmektedir. Korunması olmayan
bölgelerde olabildiğince en yüksek nokta olan alanlardan uzakta durmak
gerekmektedir.
YILDIRIMLARDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ
Yağışlı havaların pek önemsenmeyen, ancak büyük bir tehlike yaratabilen
meteorolojik oluşum olarak kabul edebileceğimiz yıldırımlardan iki ayrı
şekilde korunma yöntemlerini “Pasif Korunma” ve “Aktif Korunma” olarak
iki başlık altında toplamak mümkündür.
PASİF KORUNMA:
Pasif Yakalama Ucu:
Pasif korunma yönteminde; yıldırımdan korunma yüksek noktalara sivri
uçlu ![]()
![]()
![]()
llerin konulup toprak bağlantısının yapılması ile
sağlanır. Bu konuda ilk çalışmalar 1760 yılında Franklin tarafından
yapılmıştır. Korunması gereken binanın üzerine sivri uçlu bir demir
konularak iletkenlerle toprağa irtibatlanması ile ilk yıldırımsavar
(paratoner) sistemi kurulmuştur. Konulan çubuğun etkinlik sahası çubuk
boyunu yarıçap kabul eden bir daire şeklindedir. Günümüzde ise koruma
çapı çubuk boyu olarak kabul edilmektedir. Yıldırımın sivri uca düşerek
oradan toprağa verilmesi sağlanır. Böylece düşen yıldırımın binaya ve
çevresine zarar vermesi engellenmiş olur.
Faraday Kafesi:
1884 yılında Melsens tarafından ortaya atılarak günümüzde de etkin
korunma için sıklıkla kullanılan “Faraday Kafesi” geliştirildi.
Faraday’ın yaptığı çalışmalarda iletken bir kafes içinde elektrik
alanının sıfır olduğu belirlenmiştir. Bu bilgiyi kullanarak, Melsens
yıldırımdan korunması istenilen yapıyı bakır iletkenlerle yatay ve
dikey olarak kafes içine alarak ve çatıda belirli aralıklarla sivri
uçlar çıkararak, tabanda da iletkenlerin çok noktada topraklama
oluşturması suretiyle koruma sağlamıştır. Bu durumda binanın her tarafı
eş potansiyel haline gelecek ve bina üzerine düşecek bir yıldırım,
binaya zarar vermeden bakır kafes üzerinden toprağa akacaktır. Faraday
kafesinin sağladığı güvenlik, gözlerinin boyutlarına bağlıdır. Gözler
küçüldükçe koruma artmaktadır. Faraday kafesi doğru şekilde
uygulandığında çok etkin koruma sağlayan bir yöntemdir. Ancak ilk
kurulum maliyetinin yüksekliği ve çok doğru uygulama gerektirmesi,
bakır kafesin oksitlenmesi durumunda ağır bakım maliyetleri uygulamanın
çok yaygın olmasını engellemektedir.
AKTİF KORUNMA:
Aktif paratonerler (çekme uçları) yıldırımın oluşumunu engellemek veya
yıldırımı üzerine çekerek daha güvenli bir korunma sağlama amacıyla
kullanılmaktadır. Aktif paratonerlerde havanın iletken hale getirilerek
yıldırımın, paratonerin sivri ucunda yakalanması amaçlanmaktadır. Aktif
paratonerler, günümüzde üç ayrı biçimde bulunmaktadır.
Radyoaktif Paratonerler:
Radyoaktif paratonerlerin çalışma prensibi, radyoaktif elementler
kullanılarak korunması gereken yerde havayı iyonize ederek daha iletken
hale getirme ve yıldırımı yıldırım çekme uçuna çekerek, buradan toprağa
verme şeklindedir.
M. Dauzere’nin (1930) yıldırımın çokça görüldüğü yerlerde havanın
normal şartlara göre daha yüksek bir iyonizasyona sahip olduğunu
gözlemlemesi, iyonize edici paratonerlerin kullanımının başlangıcı
olmuştur. Bu konudaki ilk deneyi Szillard yapmıştır. Szillard, iletken
bir çubuğun üzerine radyum koyarak yaptığı denemelerde başarılar elde
etmesi ile radyoaktif paratonerlerin temelini teşkil etmiştir.
Radyoaktif elementin yaydığı radyasyon ile havayı iyonize eden
radyoaktif paratonerlerin gövdesi içinde kurşun bir hazne
bulunmaktadır. Bu küresel kurşun haznenin üzerinde ışımanın
engellenmemesi için delikler mevcuttur. Radyo element bu kurşun hazne
içine konur. Işıma, kurşundan geçemeyeceği için üst kısımlardaki
deliklerden havaya doğru yönelecektir. Bu saçılan pozitif iyonlar belli
bir çap içindeki yıldırımı kendisine çekerek koruma sağlayacaktır.
Koruma çapının belirlenmesinde kullanılan radyoaktif elementin miktarı
belirleyici faktördür. Kullanılan element ne kadar fazla ise koruma
çapı da o oranda artar. Radyoaktif madde çok fazla arttırıldığı halde
koruma yarıçapında doğadaki bazı sınırlamalardan dolayı artış olmadığı
belirlendiğinden, üretimlerinde en fazla koruma çapı 200 metre olacak
şekilde planlanmaktadır.
Paratonerlerde kullanılan radyoaktif element alfa, beta ve gama ışıması
yapar. Radyasyon tarafından havanın iyonize olma miktarı alfa
ışımasının kinetik enerjisiyle orantılıdır. Bu sebeple radyoaktif
paratonerlerin üst kısımlarında ışımanın hızını yavaşlatmayacak şekilde
boşluklar vardır. Işıma hızının azalması alfa partiküllerinin iyonlama
gücünü neredeyse tamamen yok ederler. 1 mgr radyumun saniyede 136
milyon alfa partikülü ürettiği ve her bir partikülün 187 bin iyon çifti
meydana getirdiğini dikkate alacak olursak, içinde 1 mgr radyum bulunan
bir radyoaktif paratonerin bir saniyede 25,4 x 1012 tane pozitif iyon
çifti meydana getirdiği görülür.
Meydana gelen bu yüksek iyon sayısı kimi zaman, yıldırım düşürecek
kadar fazla yüklü olmayan bulutları da tetikleyecek ve gereksiz yere
risk oluşturabilecektir. Gama ışınlarının yıldırımı yakalamada bir rolü
olmasa da paratonerde kullanılan radyoaktif element bu ışımayı da doğal
olarak yapar. Gama ışıması insan sağlığı için son derece tehlikelidir.
Yüksek seviyeli bir gama ışımasına karşı önlem alınmadığı takdirde mide
bulantısı ve kusma ile başlayan rahatsızlıklar, hücre bölünmesinde
düzensizlik, kanser, DNA yapısında bozukluklara (mutasyon) ve ölüme
kadar ilerleyecektir. Bu paratonerlerde radyoaktif element olarak
Americium 241 ve Radium 226 kullanılmaktadır. Bu elementlerin yıldırımı
yakalamak için yaptıkları alfa ışımasının ömrü en iyi (kuru,
yıprandırıcı olmayan) hava koşullarında 10 yıl iken, doğal hava
şartlarında 5 yıla kadar düşebilmektedir. Beş ila on yıl arasında
yıldırım yakalama ömrü olan radyoaktif paratoner ışınlarının insan
sağlığına zararları ise çok uzun yıllar boyunca sürer.
Montajı ve periyodik bakımları sırasında, yanına yaklaşırken dahi
dikkatli olunması ve çıplak elle kati suretle temas edilmemesi,
mümkünse özel eldivenler ve giysilerle yaklaşılması gerekmektedir.
Paratoner içindeki radyoaktif elementin tutulduğu kurşun kılıfın
yıldırım deşarjı anındaki yüksek sıcaklıktan erimesiyle oluşabilecek
tehlike son derece ürkütücüdür. Serbest, koruyucu kılıfsız kalan
radyoaktif element küresel bir şekilde ışıma yapacak ve paratonerin
yaklaşık koruma çapı kadar olan bölgede radyasyon değeri istenmeyen
biçimde artacaktır.
Radyoaktif paratonerler, 1982 yılından beri Avrupa’da ve Amerika’da
kullanımı yasaklanmış olup ülkemizde de TAEK’in 31.03.2000 tarihli
yazısıyla, kullanımına sınırlandırma getirmek amacıyla içerdiği
radyoaktif elementlerin ithalatı yasaklanmıştır. Bu paratonerlere sahip
olanların, yetkilendirilmiş bir şirket vasıtasıyla paratoneri Atom
Merkezi’ne teslim edilmesi istenmektedir.
Amerikyum elementi ile çalışan radyoaktif paratonerlerin de kısa bir süre sonra yasaklanması beklenmektedir.
Radyoaktif paratonerlerin pozitif yüklü bulutlardan oluşan
(yıldırımların %10-%15’i) yıldırımlara karşı herhangi bir koruması
yoktur. Sadece negatif yüklü bulutlardan oluşan yıldırımlara karşı
koruma sağlar.
Piezzoelektrik Paratonerler:
Piezzoelektrik elementler basınca maruz bırakıldığında yüksek gerilim
üreten elementlerdir. Elementin bu özelliği paratoner üreticileri
tarafından kullanılmış ve piezzoelektrik prensibiyle çalışan
paratonerler imal etmişlerdir.
Rüzgar etkisiyle salınım yapan paratonerin gövdesi, içerisindeki
piezzoelektrik kristallerini basınca maruz bırakır ve yüksek gerilim
darbeleri oluşur. Bu darbeler paratonerin yakalama ucu üzerindeki ark
boynuzlarına gönderilir ve burada ark etkisiyle hava iyonizasyona
uğratılır. Paratonerin çalışabilmesi salınım yapması gereksinimi ve
bunun için rüzgara ihtiyaç duyulması bu paratonerin en büyük
dezavantajıdır.
Elektrostatik Aktif Paratonerler:
Elektrostatik paratonerin çalışma prensibi o anki havanın yüklerine
göre elektrik alan şiddetinin arttırılmasına dayanmaktadır. Böylece
negatif veya pozitif yıldırım çeşitlerine karşı koruma sağlamış
olmaktadır. Yıldırıma karşı korumada en son geliştirilen bu yöntem
hızla yaygınlaşmaktadır. Bu paratonerlerin çalışma prensibi, yıldırım
yeryüzü ile birleşmeden önce yakalayarak deşarjı güvenli bir biçimde
toprağa yapmaktır. Elektrostatik paratonerlerde bu nedenle yakalama
hızı (?t) önem kazanır. Havada oluşturduğu elektrik alan sayesinde
yıldırıma iletken bir yol hazırlayarak toprağa veren elektrostatik
paratonerler havayı iyonize etmediği için gereksiz deşarjlara neden
olmamaktadır. 2 metre uzunluğunda çelik bir üniteden oluşan
elektrostatik paratonerler özel bir bakım ihtiyacı duymamaktadır.
Dünya’da ve Türkiye’de kullanımı hızla artmakta olan ve radyoaktif
paratonerlerin yerini alan elektrostatik paratonerler yine 200 metre
koruma çaplı olarak tasarlanmaktadır. Kullanım yerine göre $950-$1500
arasında maliyetleri bulunmaktadır.
Kullanılan korunma yöntemi ne olursa olsun, yöntemin dikkatli ve doğru
biçimde uygulanması ve özellikle son derece dikkatli topraklama
(yıldırımı çeken ucun toprağa bağlanması) yapılması ayrıca periyodik
olarak kontrolü gerekmektedir. Paratonerlerin toprak bağlantısının kuru
havada en fazla 5? olması istenmektedir.
Sonuç olarak insanların ve donanımların güvenli bir şekilde
yıldırımlara karşı korunması için her kuruluş kendi üzerine düşen
görevi yerine getirerek gereken tedbirleri almak durumundadır.
