Mevlid nedir - Mevlid-i Şeriften Bölümler
mevLid
Halk arasında Mevlid (Mevlit, Mevlüd, Mevlüt olarak da
kullanılır) olarak bilinen bir şiirdir. Süleyman Çelebi tarafından
yazılmış olan ve asıl adı "Vesiletünnecat" olan bu şiirin konusu
Muhammed'i övmektir. Mesnevi türündendir, "failatun failatun failun"
vezninde yazılmıştır.Üç yüze yakın beyitten oluşmaktadır.
Muhammed'in
doğum günü 12 Rebiülevvel'dir. İslam dünyası her yıl bu günü Mevlid
Kandili olarak kutlar. Mevlid geleneği yüzyıllardır sürmektedir.
Kandiller dışında, çocuk 40'ını çıkınca, bir Müslümanın vefatının 40.
gününde, adaklarda, evlenme töreninde, hacıların dönüşünde, sünnet
merasiminde, asker uğurlamada mevlid okuma geleneği vardır.
Bu
mevlidlerde Süleyman Çelebi'nin Vesiletünnecat'ı (Kurtuluş Vesilesi)
(1402) okunur. Mevlid günleri oruç tutma, geceleri ilahi, dua, vaaz,
kıraatla kutlama yaygındır.
MEVLİD
Süleymân
Çelebinin meşhûr eseri. Mevlid, lügatte “doğmak, doğum zamânı, doğum
yeri” mânâlarına gelir. Mevlidin asıl adı Vesîlet-ün-Necât (Kurtuluş
Vesîlesi)tır. Muhammed aleyhisselâmın doğumunu kutlamak için yapılan
tören mânâsına da kullanılmaktadır.
Süleymân Çelebinin 15.
asırda yazılan Mevlidinden başka 14. asırda yaşamış Erzurumlu Mustafa
Darîrin Tercümetüd-Darîri vardır. Bunu İbn-i İshâkın Sîretün-Nebîsinden
çevirmiştir. Bir diğer mevlid de Fâtih Sultan Mehmed zamânında yaşamış
Ahmedin yazdığıdır.
Mevlid, yalnızca Müslüman Türkler arasında
değil, bütün İslâm dünyâsında çok beğenilmiştir. Arnavutça, Rumca ve
İngilizceye de tercüme edilmiştir. Asırlar boyunca bütün İslâm
dünyâsında mübârek gün ve gecelerde, sünnet, düğün gibi toplantılarda
ve diğer vesîlelerle sevilerek okunmuş ve dinlenmiştir. Müslümanların
Muhammed aleyhisselâma olan aşk ve muhabbetlerine tercüman olmuştur.
Mevlidin yazılış sebebi de Süleymân Çelebinin Peygamber efendimize
duyduğu engin muhabbettir.
Süleymân Çelebinin Bursa Ulu Câmideki
imâmlık yıllarında, İranlı bir vâiz, kürsüde Bakara sûresinin 285.
âyetini kendi bilgisine göre tefsir etti. Allahü teâlânın gönderdiği
peygamberler arasında hiçbir fark görmediğini ve Muhammed
aleyhisselâmın hazret-i Îsâ peygamberden daha üstün tutulmayacağını
söyledi. İranlı vâizin bu bozuk ve hakîkatlere uymayan şahsî
düşünceleri, Süleymân Çelebinin Muhammed aleyhisselâm için gönlünde
duyduğu aşk ve muhabbete ziyâdesiyle tesir etti. Bu türlü iddiaları
cevaplandırmak ve sâhiplerini susturmak, Muhammed aleyhisselâmın bütün
diğer peygamberlere üstün, son peygamber olduğunu isbatlamak için
Mevlidini yazdı. Mevlid; baştan sona kadar Ehl-i sünnet îtikâdını,
Allahü teâlânın mutlak irâdesini, âlemi yoktan var ettiğini ve
Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) hiçbir mahlûkta
bulunmayan üstün, yüksek ve emsâlsiz vasıflarını anlatır. Her
kelimesinde gönlü Resûlullah aşkı ile yanan bir müminin engin aşk ve
muhabbet kokuları vardır. Diğer peygamberlere olan bütün üstünlükler de
en güzel ve en veciz kelime ve ifâdelerle anlatılmıştır.
Mevlid;
“münâcât” (Allahü teâlâya yalvarma), “vilâdet” (Peygamber efendimizin
doğumu), “risâlet” (Peygamber oluşu), “mîrâc” (göklere çıkışı, Cenneti
ve Cehennemi görmesi), “rıhlet” (Peygamberimizin vefâtı) ve “duâ”
bölümlerinden ibârettir.
Söze Allahü teâlânın ism-i şerîfi ile
başlayan Süleymân Çelebi, Âdem aleyhisselâmdan Peygamberimize kadar
bütün peygamberlerin alınlarında nûr parladığını ve bu nûrun Muhammed
aleyhisselâma intikâl ettiğini anlatır. Peygamberimizin (sallallahü
aleyhi ve sellem) doğuşuna geniş bir yer ayırarak, O doğarken annesinin
neler duyup, neler gördüğünü, bu anda bütün varlıkların engin bir neşe
içinde kaldıklarını, bütün zerrelerin Onu büyük neşe içinde
karşıladığını söyler. Mevlidde bundan sonra, Muhammed aleyhisselâma
peygamberliğin nasıl geldiğini ve mîrâc hâdisesinin nasıl
olduğunu
anlatır. Derin üzüntü içinde yazdığı rıhlet ve daha sonra duâ ile
mevlidini bitirmiştir. Muhammed aleyhisselâmın her varlığın yaratılış
sebebi, bütün yaratılmışların en şereflisi olduğunu ifâde ederken, Onu
bütün peygamberlere üstün kılan Allahü teâlâya şükürler etmektedir.
Eserde
çok olgun fikirler ve kompozisyon bütünlüğü vardır. Mevlid, mesnevî,
nazım şekliyle yazılmıştır. Ancak her bendin sonunda yer alan;
Ger dilersiz bulasız oddan necât Işk ıla derd ile eydün esselât
beyti
eseri bir nevi terci-i bend durumuna düşürmüştür. Aruz vezniyle
yazılmış, “fâilâtün, fâilâtün, fâilün” kalıbı kullanılmıştır. Yalnız
bir yerde “Mefûlü, fâilâtü mefâîlü fâilün” kalıbına yer verilmiştir.
Kâfiyeler
güzel ve sağlamdır. Süleymân Çelebi, Mevlidin mısraının mükemmel olması
için çok titizlik göstermiş, bu sebeple, Mevlid üstün sanat sâhibi
divan şâirleri tarafından da sevilip beğenilmiştir.
Mevlidde
olayların ve düşüncelerin anlatıldığı yerlerde, en kısa, en uygun ve
mümkün olan en sâde anlatım şekli kullanılmıştır. Mevlidde hemen her
türlü söz ve ifâde sanatına rastlanır. En çok cinas, teşbih ve tekrir
gibi sanatlara yer verilmiştir. Bölümlerin ve kitâbın bütünlüğüne
titizlik gösterildiği kadar, her mısranın ayrı ayrı güzelliği de gözden
kaçmamaktadır. Mevlid lirizm (içlilik) ve öğreticiliği (didaktizm)
iyice kaynaştırmış bir şiir kitabıdır. Kuruluktan uzak olduğu gibi,
sırf coşkunluktan da ibâret değildir. Görünüşte kolay, fakat
denendiğinde benzerinin yazılmasının çok zor olduğu görülür.
İran
edebiyâtında mevlid türünde eser yazılmamıştır. Mevlid, Peygamber
efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) medh ve senâ ederek,
Müslümanların gönlünde Onun sevgisini harekete geçirdiğinden ve dîne
bağlılıklarını arttırdığından bunu okumak ve dinlemek, nâfile bir
ibâdet olup, çok sevaptır. Ancak İslâmiyetin haram ve yasak ettiği
şekillerde ve şarkı söyler gibi veya çalgı âletleriyle berâber okunması
yasaklanmıştır.
MEVLİD-İ ŞERİFTEN BölÜMLER
(Münâcât bölümünden)
Allah âdın zikr idelüm evvelâ Vâcib oldur, cümle işte her kula
Allah adın her kim ol evvel ana Her işi âsân eder Allah ona
Allah adı olsa her işin önü Hergiz ebter olmaya anın sonu
Allah adın her nefeste di müdâm Allah adıyla olur her iş temâm
Bir kez Allah dise aşk ile lisân Dökülür cümle günâh misl-i hazân
İsm-i pâkin pâk olur zikreyleyen Her murâda irişür Allah diyen
(Velâdet bölümünden)
Âmine Hâtun Muhammed ânesi Ol sadefden doğdu ol dür dânesi
Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn Çok alâmetler belürdü gelmeden
Ol gice kim doğdu ol Hayr-ül-beşer Anası anda neler gördü neler
Didi: Gördüm, ol Habîbin ânesi Bir acep nûr kim, güneş pervânesi
Berk urup çıktı evimden nâgehân Göklere dek nûr ile doldu cihân
Gökler açıldı vü feth oldu zulem Üç melek gördüm elinde üç alem
Biri maşrık, biri mağribde anın Biri damında dikildi Kâbenin
İndiler gökden melekler saf saf Kâbe gibi kıldılar evim tavaf
Hem havâ üzre döşendi bir döşek Adı sündüs döşeyen anı melek
İndi hûrîler bölük bölük buğur Yüzleri nûrından evim doldu nûr
Çevre yanıma gelip oturdular Mustafayı birbirine muştular
Didiler: Oğlun gibi hiçbir oğul Yaradılalı cihan gelmiş değül
Bu gelen tevhid-i irfân kânıdır Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır
Âmine eydür çü vakt oldu tamam Kim vücûda gele ol Hayrül-enâm
Susadım gâyet hâraretten kati Sundular bir câm dolusu şerbeti
Kardan ak idi ve hem soğuk idi Lezzeti dahı şekerde yok idi
İçdim anı oldu cismim nûra gark İdemezdim nûrdan kendimi fark
Geldi bir ak kuş kanadıyla revân Arkamı sığadı kuvvetle hemân
Doğdu ol sâatde ol sultân-ı din Nûra gark oldu semâvât ü zemîn
(Mîrâc bölümünden)
İşit imdi Mustafa mîrâcını Nice urındı saâdet tâcını
Göklere hem nice seyrân kıldı ol Hak teâlâ hazretine buldu yol
Anda ol gördüğin âdem görmedi Kimse hem, ol irdüğine irmedi
Enbiyâ ervâhına indi nidâ Kim kılınız Mustafaya ikdidâ
Önüne düştü, ona oldu delil Aldı gitti Mustafâyı Cebreil
Gördüler nurdan örülmüş nerdübân Nerdübândan oldular göğe revân
Ol gök ehli cümle karşı geldiler Mustafaya hayli ikram kıldılar
Ey Habibim, dâvet et kullarımı Tâ gelip de, göreler didârımı!
Sen ki, mirâc eyleyip, etdin niyâz Ümmetün mîrâc eyleyip, kıldım namaz
Her zaman ki, bu namazı kılalar Cümle gök ehli sevâbın bulalar
Çünki her türlü ibâdet bundadır. Hakka kürbiyyetle vuslat bundadır
Sıdk-ile beş vakt oldukça edâ Elli vaktin ecrini eyler hak atâ
