Dna nedir nerede bulunur?
1-) DNA NEDİR VE NEREDE BULUNUR ?
DNA "Deoksi Ribo Nükleik Asit" isimli bir tür molekül grubunun
kısaltılmış isimidir. DNA'nın çift zincirli ip merdivene benzer. Çift
zincirli yapıdaki DNA zinciri oldukça uzun bir zincirdir.Bu zincir
hücre içindeki özel enzimler ve proteinler aracılığı ile paketlenir.
Nasıl ki uzun bir ipi makaraya düzenli bir şekilde sarıyorsanız,
hücrede buna benzer bir mekanizma ile DNA yı paketleyerek çekirdeğinin
(Nukleus) içine yerleştirir.DNA her hücrede bulunur.Örneğin
böbreklerinizin hücrelerinde, karaciğerinizin hücrelerinde, kemik
hücrelerinizde kısacası vücudunuzdaki her hücrede DNA molekülü
mevcuttur.
2-) DNA’NIN KEŞFİ:
MİESCHER : 1869 yıllarında ilk olarak Miescher tarafından hücre
çekirdeğinde özel bir madde bulundu ve buna Miescher “ Nüklein” adını
verdi . Daha sonra ise nükleit asitlerin iki tipte olduğu anlaşıldı .
Birincisi timüsten elde edilen timonükleik asit, ikincisi bira
mayalarından elde edilen zimonükleik asit . Timonükleik asit hayvanlar
alemine , zimonükleik asit ise bitkiler alemine özgü sayıldı.
FEULGEN – ROSSENBECK : 1924 yıllarında ise
Feulgen ve Rossenbeck timonükleik asidin çok duyarlı bir tepkimesini
tanımladılar ; böylece her iki nükleik asidin her iki canlılar aleminde
bulunduğu ispat edilebildi. ondan sonra timonükleik asit çekirdeğe ,
zimonükleik asit ise sitoplazmaya ait özgü yapı maddeleri sayıldı.
LEVENE – MORİ : 1929 yılında Levene ve Mori tarafından timonükleik asidin DNA , zimonükleik asidin ise RNA Olduğu anlaşıldı.
WATSON – CRİCK : 1953 yılında Watson ve Crick
DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı
halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA
yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA
ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve
Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını
kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları,
DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok
düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir.
Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virüsü) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile
ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
İşte Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere
sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model
geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması
yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına NOBEL ÖDÜLÜ
verildi
Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir
türe ait DNA nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan
nukleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine
daima eşit olduğunun saptanmasıdır.. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal
DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima
1’e eşittir. (A/T=1 ve G/C=1).
3-) DNA’NIN ŞEKLİ VE YAPISI :
DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven
şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker
(deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile
fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun
arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur;
her zaman Guanin (G), Sitozin’in (C ya da S); Adenin (A), Timin’in (T)
karşısına gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani
sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hemde diğer bağlar,
meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin
bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır.
Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri
olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır.
Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin,
Sitozin,Timin).
NÜKLEOZİT
AZOTLU ORGANİK BAZ + DEOKSİRİBOZ ŞEKERİ + FOSFORİK ASİT
NÜKLEOTİT
Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat
kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip
uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir.
Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu
bağlar son derece kuvvetlidir.
Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı
halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik
mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal
yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını
gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını arar.
Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı
arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz
çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen
bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelinini andıran, uygun
nukleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun
sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir
kolunda bulunan nukleotidlerin dizilişi,karşı kolda bulunan
nukleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe
bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.
DNA molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin
tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (–) iki polinukleotid
zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği,genetik materyalin işlevlerini
doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en
önemli temel özelliklerinin başında gelir.
DNA bir organizmanın oluşuma ilişkin bilgileri taşır.DNA molekülleri,
hücre çekirdeğinde bulunurlar ve vücudumuzda bulunan tüm proteinleri
oluşumu sırasındaki kodlamış bilgileri içerir.DNA’nın protein yapma
işlemi ,inanılmayacak derecede kusursuzdur.
İlgili yazılar
- Biyolojiyle ilgili 50 soru - Biyoloji Testi
- Biyoloji Test ve Yazılı Soruları - Sitedeki Konular
- Ekoloji ile ilgili Sorular Çözümlü Testler - Biyoloji Konuları - Soru Bankası
- Üreme ile ilgili Sorular Çözümlü Testler - Biyoloji Konuları - Soru Bankası
- Sindirim sistemi ile ilgili Sorular Çözümlü Testler - Biyoloji Konuları - Soru Bankası
